« Önceki |

6/11/2008

Seyhulislam Muhammed bin AbdulVehhab'in Hayati-Daveti-Eserle

TEVHiD iMAMI
MUHAMMED BIN ABDULVEHHAB
HAYATI,DAVETi VE HAKKINDA YAPILAN iFTiRALAR
derleyen: AbdulKerim Ebu Ubeyde

Bismillahirrahmanirrahim/Rahman Rahim Allah'in ismiyle
Hamd, ancak ALLAH içindir. O’na hamdeder, O’ndan yardım ve mağfiret dileriz. Nefislerimizin şerrinden, amellerimizin kötülüğünden O’na sığınırız. ALLAH kimi hidayete erdirirse onu saptıracak, kimi de saptırırsa onu hidayete erdirecek yoktur.
ALLAH’tan başka ilah olmadığına şehadet ederim. O, tektir ve ortağı yoktur. Ve şehadet ederim ki, Muhammed O’nun kulu ve Rasulü’dür.
“Ey iman edenler! ALLAH’tan sakınılması gerektiği şekilde sakının ve ancak müslümanlar olarak ölün.”
(Al-i İmran: 3/102)
“Ey insanlar! Sizi bir tek nefisten yaratan ve ondan da eşini yaratan ve ikisinden bir çok erkekler ve kadınlar üretip yayan Rabbinizden sakının. Adını kullanarak birbirinizden dilekte bulunduğunuz ALLAH’tan ve akrabalık haklarına riayetsizlikten de sakının. Şüphesiz Allah sizin üzerinizde gözetleyicidir.” (Nisa: 4/1)
“Ey iman edenler! ALLAH’tan korkun ve doğru söz söyleyin ki ALLAH işlerinizi düzeltsin ve günahlarınızı bağışlasın. Kim ALLAH’a ve Rasulüne itaat ederse büyük bir kurtuluşa ermiş olur.” (Ahzab: 33/70-71)
Muhakkak ki, sözlerin en doğrusu ALLAH’ın Kelamı, yolların en hayırlısı Muhammed’in (sallAllahu aleyhi ve sellem)'in yoludur. İşlerin en kötüsü ise sonradan uydurulanlardır. Sonradan uydurulup dine sokulan her amel bidat, her bidat sapıklık ve her sapıklık da ateştedir.” (Bu Hutbetul hace ismiyle meşhur olan Allah Resulunden sahih olarak nakledilen bir açılış duasıdır.)
Bundan sonra,
Muhammed bin AbdulVehhab'in selefi davetini günümüzde bazi bid'atci cevreler sürekli gündemde tutup kötülemektedir, bunun sebebi de Islam'in gercek daveti olan selefi daveti asri saadetten günümüzedek süren serüvenini iptal edip, yerine bid'atin, hurafelerin ve sirkin cirit attigi bir hurafe dinini insanlara lanse etmektir.
Bu risalede Seyhulislam Muhammed bin AbdulVehhab'in hayatini, davetini ve onunla alakali yapilan iftiralari zikredecegiz, niyetimiz bu davetten insanlarin faydalanmasi ve bid'atlara ve hurafelere karsi daha duyarli olmasidir. Burada sadece Seyh Muhammed'in hayatinin sonuna kadar olan safhayi mevzubahis edecegiz, ölümünden sonraki dönemde bazi sapmalarin oldugunu Seyh AbdulAziz bin Baz'da itiraf eder: “Üstad Muhammed’in vefatından uzun bir müddet sonra, çocuklarının ve yardımcılarının çoğunun vefatının ardından bazı sapmalar olunca sınama geldi“. (bknz. Muhammed bin AbdulVehhab, Hayati ve Daveti, Seyh AbdulAziz bin Baz) Dolayisiyla ölümünden sonra ki dönemin Ebu Hanife'nin vefatindan sonra ki sapmalardan tabileri Ebu Hanife'yi sorumlu tutmadigi gibi bizde Seyhi sorumlu tutmadik. InseAllah hayirlara vesile olur.

BAB 1: Muhammed bin AbdulVehhab'in hayati
Muhammed b. Abdilvehhâb hicrî 1115 (m. 1703) yılında doğdu. Uyeyne beldesinde babasından okudu. Burası aynı zamanda doğduğu yer olup Necd bölgesinde Yemâme’de bir beldedir. Riyad’ın kuzeybatısına düşer. Riyad’la arasında takriben 70 km.lik bir mesafe vardır. Başka bir ifadeyle Riyad’ın batısından bu kadarlık bir mesafededir. Ibn Abdilvehhâb burada doğdu ve güzel bir şekilde yetişti. Babası Üstad Abdulvehhâb b.Suleyman’ın gözetiminde küçük yaşta Kur’an’ı okudu, öğrenime ve fıkha yöneldi. Uyeyne kadısı olan babası büyük bir fakih, kıymetli bir alimdi. Bülûğa erdikten sonra haccetti. Haccın akabinde Mekke’de kalmaya karar verdi ve Harem-i Şerîf’teki bazı hocalardan ilim tahsil etti. Ardından Medine’ye gitti. Oranın alimleriyle biraraya geldi. Burada da bir müddet ikamet etti ve meşhur büyük iki alimden istifade etti. Bunlardan ilki, Abdullah b. Ibrahim b. Seyf en-Necdî’dir. Aslen Mecmaa’lıdır ve
el-Azbu’l-Fâid fî Ilmi’l-Ferâid kitabının yazarı Ibrahim b. Abdillah’ın babasıdır. Ikincisi ise, Muhammed Hayâtu’s-Sindî’dir. Bunlar üstadın Medine’de ders aldığı meşhur hocalarından sadece ikisidir. Muhtemelen bu ikisi dışında bizim bilmediğimiz hocalardan da dersler almıştır.
Üstad ilim talebi için daha sonra Irak tarafına yönelip Basra’ya geldi. Buradaki alimlerle birlikte oldu. Onlardan oldukça istifade etti. Allah’ı tevhîde davete de burada başladı ve insanları sünnete çağırdı. Müslümanlara gerekli olanın, dinlerini doğrudan Kur’an ve sünnetten öğrenmeleri olduğunu söyledi. Bu hususta oradaki alimlerle münakaşa, müzakere ve münazaralarda bulundu. Buradaki hocalarından Muhammed el-Mecmûî meşhurdur. Basra’daki bazı kötü niyetli alimler ona karşı ayaklanınca, kendisi ve mezkur hocası bir takım eziyetlere maruz kaldılar. Bu nedenle Basra’dan ayrıldı, niyeti Şam bölgesine gitmekti. Ancak yeterli maddi imkanı olmadığından bunu gerçekleştiremedi. Basra’dan çıkıp Zubeyr’e, oradan da Ihsâ’ya geçti. Burada alimlerle birlikte oldu ve kelâma dair bazı meselelerde müzakerelerde bulundu. Ardından Hureymilâ beldesine yöneldi. (Allah bilir ya, bu yolculuğunun XII. asrın kırklı yıllarında olması gerekir. Zira Uyeyne’de kadı olan babası, emîrle arasında husumet olunca 1139 yılında Hureymilâ’ya taşınmıştı. Babasının 1139 (m.1726) yılında buraya göç etmesinden sonra Üstad Muhammed de babasının yanına gelmişti. Bu durumda Hureymilâ’ya gelişi 1140 (m. 1727) veya daha sonraki bir tarihtir.) Buraya yerleşip babası 1153 (m. 1740) yılında vefat edene kadar ilim, tedrîsât ve davetle meşgul olmayı sürdürdü. Bu arada Hureymilâ’lı bazı kimseler onu rahatsız ettiler, bazı sefil kimseler öldürmek bile istediler. Nitekim birkaç kişinin saldırmak için bir duvarda tuzak kurdukları, birilerinin bunu fark etmeleri üzerine kaçtıkları söylenir. Bu sefil kimselerin ona buğzetmelerinin sebebi, emr-i bi’l-ma’rûf nehy-i ani’l-munker’de bulunması; emirleri, insanları soyan, onlara eziyet eden ve mallarını yağmalayanları cezalandırmaya teşvik etmesiydi. el-Abîd denilen kimseler de bu sefiller gürûhundandı. Bunlar üstadın karşılarında olduğunu, yaptıklarına razı olmadığını, emirleri onları cezalandırmaya ve şerlerine engel olmaya teşvik ettiğini fark edince ona buğz ettiler ve öldürmek istediler. Ardından Uyeyne’ye döndü. O vakit oranın emiri Osman b. Muhammed b. Muammer idi. Uyeyne’ye varınca yanına gitti, emîr onu güzel karşıladı. Ona “kalk, insanları Allah’a davet et, biz seninle beraberiz, yardımcıyız” dedi; davetini benimseyip sevgi ve muvafakat gösterdi. Üstad da öğretmeye, irşada, Allah’a, hayra, kadın erkek herkesi birbirlerini Allah için sevmeye davete başladı. Uyeyne’de şöhret bulup ünü etrafa yayıldı ve civar beldelerden insanlar gelmeye başladılar.
Üstad birgün emîre dedi ki: “Bize müsaade et te Zeyd b. el-Hattâb’ın (r.a.) mezarı üzerindeki türbeyi yıkalım. Çünkü bu doğru yapılmış bir şey değildir. Hem Allah Teâlâ bu işe razı değildir. Rasûlüllah da kabirlere kubbe (türbe) yapılmasını, üzerlerinin mescid edinilmesini yasaklamıştır. Oysa bu türbe insanları saptırmakta ve akîdeleri değiştirmekte, halk şirke düşmektedir. Bu yüzden yıkılması gerekir.” Emîr Osman ona “yıkmaya bir mani yoktur” karşılığını verdi. Üstad “Cebîlelilerin (Cebîle kabrin yakınındaki köyün ismidir) yıktırmamak için ayaklanmalarından korkarım” deyince, Emîr Osman yaklaşık 600 kişilik ordu ve üstadla birlikte türbeyi yıkmak için yola çıktı. Türbeye yaklaştıklarında geldiklerini duyan Cebîleliler türbeyi savunmak için karşılarına çıktılar. Ancak Emîr Osman ve ordusunu görünce, geri çekilip vaz geçtiler. Üstad türbenin yıkılıp kaldırılmasına bizzat katıldı.
Üstad Uyeyne’deki davetini eğitim ve irşadla sürdürdü. Sözlü davetin tek başına etkili olmadığını görünce, imkanlar elverdiğince fiilî çalışmaya girişti ve bilfiil şirk eserlerini yıkmaya yöneldi. Bu gayeyle Emîr Osman b. Muammer’e -yukarıda değindiğimiz- Zeyd’in kabri üzerindeki türbenin yıkılmasını söyledi. Zeyd b. el-Hattâb (r.a.) Hz. Ömer’in kardeşidir. Hicrî 12 (m. 633)’de Museylemetu’l-Kezzâb’la yapılan savaşta şehid olanlardandır. Söylediklerine göre, burada öldürülmüş ve kabri üzerine bir türbe yapılmış. Mamafih burası bir başkasının kabri de olabilir. Ancak söylentilere göre, Zeyd’in kabriymiş. Yukarıda zikredildiği üzere, Emîr Osman Üstad’a muvafakat etti ve türbe yıkıldı, eseri bugüne değin ortadan kalktı. Sâlihane bir niyet, isabetli bir gaye ve hakka yardım gayesiyle yıkılan bu türbeyi ortadan kaldıran Allah’a hamd-u senâ olsun. Burada başka türbeler de vardı. Bunlardan birisi de (sahabi) Dırâr b. el-Ezver’e ait olduğu söylenen kabirdi. Üzerindeki türbe yıkıldı. Etrafta böyle başka mezarlar da vardı. Allah bunları da ortadan kaldırdı. Ayrıca bu civarda Allah’tan gayrı ibadet edilen mağara ve ağaçlar mevcuttu. Tümü ortadan kaldırıldı, halka da ziyaret yasağı getirildi. Velhasıl, Üstad yukarıda ifade edildiği gibi, davete hem sözlü hem de fiilî olarak devam etti. Örneğin, Uyeyne’de kadıyken bir kadın kendisine geldi ve yanında birkaç kez zina ettiğini itiraf etti. Aklı yerinde, normal biri midir diye sordurdu. Aklı başında, anormal hali olmayan biri olduğu söylendi. Evli olan kadın itirafında ısrar edip, itirafa zorlandığına veya başka bir şüpheye mahal kalmayınca, recmedilmesini emretti. Kadın da recmedildi. Işte bundan sonra, türbeleri yıkması, kadını recmetmesi, büyük bir davetle Allah’a çağırması ve insanların Uyeyne’ye hicret etmeleriyle ün saldı.
Üstadın Allah’a davet ettiği, türbeleri yıktığı ve hadleri yerine getirdiği haberi, Ihsâ ve civar beldelerin emiri Hâlidoğullarından Suleyman b. Uray’ir el-Hâlidî’ye ulaşınca, Üstadın durumu bedeviyi korkuttu. Zira Allah’ın hidayet verdikleri hariç, bedevilerin adeti zulmetmek, kan akıtmak, malları yağmalamak ve namuslara halel getirmekti. Emîr, Üstadın işi büyütüp kendi saltanatını ortadan kaldıracağından korktu. Hemen Emîr Osman’a tehditkâr bir mektup yazdı ve Allah’a davetle meşgul olan bu zatı öldürmesini emretti. Mektubunda şöyle dedi: “Yanınızda tebliğ faaliyetlerinde bulunan kişinin şunları şunları yaptığı haberi bize ulaştı. Ya onu öldürürsün ya da bizdeki vergini keseriz.” Yanında Emîr Osman’a ait altın cinsinden vergi vardı. Emîr’in emri Osman’a ağır geldi, karşı gelmesi durumunda vergisini kesmesinden veyahutta savaş açmasından korktu. Üstad’a dedi ki: “Bu emir bana şu minvalde bir mektup yazdı. Seni öldürmek bize yakışmaz ancak, bu emirden de korkarız, onunla savaşamayız. Istersen sen buradan ayrıl.” Üstad da ona şunu dedi: “Benim davet ettiğim şey Allah’ın dinidir, lâ ilâhe illelâh kavlini yerleştirmektir, Muhammedun Rasûlüllah şehadetini hakim kılmaktır. Kim bu dine tutunur, ona yardım eder ve bunda sadık olursa, Allah ona yardım eder, güçlendirir ve düşmanlarının beldelerine hakim kılar. Eğer sabreder, istikamet üzere bulunur ve bu hayrı kabul edersen, sana şimdiden müjdeler olsun ki, Allah sana yardım edecek ve bu bedevîden ve diğerlerinden seni koruyacaktır. Hem de onun hakim olduğu beldelerin ve aşiretinin idaresini sana sunacaktır.” Bunun üzerine emîr ona şöyle dedi: “Üstad! Biz onunla savaşamayız. Ona karşı dayanma gücümüz yoktur.” Bu söz üzerine Üstad Uyeyne’den ayrılıp Der’iyye bölgesine geçti. Söylediklerine göre, buraya yürüyerek akşam üzeri vardı. Uyeyne’den sabahleyin yayan yola çıkmıştı.
Emîr Osman ona bir binek bile vermemişti. Beldenin iyi zevatından olan ve üst kısmında oturan Muhammed b. Suveylim el-Uraynî’ye misafir oldu. Anlatıldığına göre, bu zat, Üstadın kendisine misafir olmasından korkuya kapıldı, çok geniş olan yeryüzü ona dar geldi ve Der’iyye emiri Muhammed b. Suûd’un kendisini cezalandırmasından korktu. Üstad ise onu sakinleştirdi ve “sana hayırlı müjdeler olsun. Benim insanları davet ettiğim şey, Allah’ın dinidir ve Allah bu dini galip kılacaktır” dedi.
Üstad Muhammed’in Der’iyye’de olduğu haberi Muhammed b. Suûd’a ulaştı. Haberi aktaranın Emîr’in hanımı olduğu söylenmektedir. Salih bir insan hanımının yanına varıp “Muhammed’e bu zatı haber ver. Davetini kabul etmesi için cesaretlendir, yardımcı olup desteklemesi için teşvik et” demiş. Hanımı sâliha, iyi bir kadınmış. Der’iyye ve civar beldelerin emiri olan kocası Muhammed b. Suûd yanına gelince, ona “büyük bir ganimet var. Sana müjdeler olsun. Bu Allah’ın sana gönderdiği bir ganimettir: Bir davetçi Allah’ın dinine çağırıyor, Allah’ın kitabına davet ediyor, Rasûlüllah’ın sünnetine sesleniyor. Bu ne büyük bir ganimettir. Onu kabul edip yardımcı olmada acele et. Katiyyen geri durma” demiş. Emîr hanımının teklifini kabul etmiş. Ancak ben mi ona gideyim yoksa yanımamı mı çağırtayım diye tereddüt etmiş. Ona “buraya çağırtmanız doğru olmaz. Bilakis sizlerin onu evinde ziyaret etmeniz, ilme ve hayra çağıran davetçiye saygı göstermeniz gerekir” tavsiyesinde bulunulmuş. Anlatıldığına göre, bir grup salih insanla birlikte ona bu tavsiyeyi yapan da
aynı hanımmış.
Bu tavsiyeyi kabul eden Emîr, Muhammed b. Suveylim’in evinde bulunan Üstad’ı ziyarete gitti. Yanına varıp, selam verdi ve sohbet etti. Sonra dedi ki: “Üstad Muhammed! Müjde sana, destekleneceksin, emniyet içinde olacaksın ve yardım edileceksin.” Üstad da ona “sana da müjde olsun. Siz de yardıma mazhar olacaksınız, durumunuz güçlenecek ve güzel bir halde olacaksınız. Bu Allah’ın dinidir, kim ona yardım ederse Allah ta ona yardım eder. Kim ona destek olursa Allah ta onu kuvvetlendirir. Bunun neticelerini çok çabuk göreceksiniz” karşılığını verdi. Emîr devamla dedi ki: “Allah ve Rasûlü’nün dini üzerinde durmak, Allah yolunda cihad etmek için, size beyat edeceğim. Ancak destekleyip de Allah sizi Islam düşmanlarına karşı muzaffer kıldığında, beldemizden ayrılıp başka bir yere göç etmenizden korkarım.” Üstad ona, “sadece bu hususta beyatlaşmıyorum. Sizinle kana karşı kan alınması, yıkmaya karşı yıkım yapılması ve bölgenizden katiyyen ayrılmayacağım hususunda beyatlaşıyorum” karşılığını verdi. Beldede kalacağı, onun yanında bulunup yardımcı olacağı ve Allah’ın dini galip gelene dek beraberinde Allah yolunda cihada katılacağına dair beyatlaştı. Beyat bunlarla akdedilmiş oldu.
Insanlar her yerden, Uyeyne, Araka, Menfûha, Riyad ve etraftaki diğer beldelerden gruplar halinde gelmeye başladılar. Der’iyye insanların her yerden hicret ettikleri bir yer oldu. Halk Üstad’ın haberlerini, Der’iyye’deki derslerini, Allah’a davetini ve irşadını birbirlerine aktardılar, neticede tek başlarına veya gruplar halinde buraya akın etmeye başladılar. Üstad Der’iyye’de büyük bir sevgi, yardım ve desteğe mazhar oldu. Burada akaid, Kur’an, tefsir, fıkıh, fıkıh usûlü, hadis, hadis ıstılahları, Arap edebiyatı, tarih ve diğer faydalı ilimler için dersler düzenledi. Her taraftan gruplar halinde insanlar kendisine geldiler. Genç olsun yaşlı olsun, Der’iyye’de ondan bilgilenip istifade ettiler. Burada umûmî ve özel pekçok ders düzenledi. Der’iyye’de ilmi yaydı. Bu arada davete de devam etti. Ardından cihada başladı ve önemli kişilerle bu davaya katılmaları, bölgelerindeki şirki kaldırmaları hususunda yazıştı. Önce Necd’lilerden başladı. Emirleri ve alimleriyle yazıştı. Keza Riyad emiri Dehhâm b. Devvâs ile beldesindeki alimler, Harac emiri ve beldesindeki alimler, Cenûb, Kasîm, Hâil, Veşm, Sudeyr ve diğer beldelerin alimleriyle yazıştı. Keza Ihsâ, Mekke, Medine alimleriyle de yazıştı. Yarımada dışında da Mısır, Şam, Irak, Hind, Yemen ve diğer yerlerin alimleriyle mektuplaştı.
Yazışmayı devam ettirerek, çoğunluğun içine düştüğü şirk ve bidatleri anlatmayı sürdürdü.
Üstadla hasımları arasındaki karşılıklı sözlü savaşlar, sataşmalar ve övünüşler sürdü gitti. Üstad onlara, onlar da üstada yazıyorlardı. Bu iş çocukları, torunları ve yardımcılarıyla davete hasım olanlar arasında da devam etti gitti. Öyle ki sonunda bunlar büyük bir mektuplar yığınını, reddiyeler mecmuasını oluşturdu. Bu mektuplar, fetvalar, reddiyeler biraraya getirilmiş ve yekûnu ciltler tutmuştur. Çoğu basılıdır. Üstad davetine ve cihada devam etti. Der’iyye Emîri Muhammed b. Suûd da yardımını sürdürdü. Evet, Üstad davet ve cihada sıkıca devam etti. Suûd ailesinden kendisine yardımcı olanlar desteklerini sürdürdüler. Hicri 1158 (m. 1745) yılından, Üstad 1206’da (m. 1791) vefat edene kadar cihad ve daveti sürdürdüler. Cihad ve çağrı yaklaşık 50 yıl boyunca hak için cenk, cidal, Allah ve Rasûlünün buyurduğunu izah, dine davet ve Allah Rasûlünün getirdiklerini aktarmakla devam etti. Sonunda insanlar itaat edip Allah’ın dinine girdiler, etraflarındaki türbeleri yıktılar, civarlarındaki mezarlar üzerinde inşa edilmiş mescidleri kaldırdılar, Şeriata yöneldiler, onu din edindiler, baba ve dedelerinden tevarüs ettikleri hukuki uygulama ve kanunları terk ettiler, hakka döndüler. Mescidler namaz ve ilim halkalarıyla ihya edildi, zekatlar verildi, halk ramazan oruçlarını tutmaya başladı.
Üstad, Allah Teâlâ’nın emir buyurduğu gibi ma’rûfu emretti, munkerden nehyetti. Artık şehirlerde, köylerde, yollarda, badiyelerde emniyet hakim oldu. Badiyeliler hadlerini bildiler ve Allah’ın dinine girip hakkı kabul ettiler. Üstad bunların arasında daveti yaydı ve onlara rehberler, sahra ve badiyelere de davetçiler gönderdi. Beldelere ve köylere de hocalar, eğiticiler ve kadılar gönderdi. Bu büyük hayır ve apaçık hidayet tüm Necd bölgesini kapladı, hak yayıldı, Allah’ın dini hakim oldu.
Özetlersek, Üstad Muhammed b. AbdulVehhâb Allah’ın dinini ilan, insanları Allah’ı tevhîde irşad, dine katılan hurafe ve bidatları reddetmek için kıyam etti. Ve yine insanları hakka tabi olmaya mecbur etmek, batıldan men etmek, ma’rûfu emretmek, munkerden nehyetmek için kıyam etti. Onun davetinin özeti işte budur. O akidede selef-i sâlihînin yolu üzeredir. Allah’a, isimlerine, sıfatlarına, meleklerine, peygamberlerine, kitaplarına, ahiret gününe, hayrı ve şerriyle kadere inanan birisidir. O tevhîd üzere Allah’a inanmada, ibadeti Allah’a has kılmada, zatına yakışır şekilde O’nun isimlerine ve sıfatlarına inanmada Islam imamlarının yolu üzeredir. Allah’ın sıfatlarını iptal etmez, O’nu mahlukatına benzetmez. Ölümden sonra dirilip kalkmaya, cezaya, hesaba, cennete-cehenneme ve diğer şeylere imanda da böyledir. Iman hususunda selefin düşündüğü gibi düşünür: Iman söz ve amelden müteşekkildir, artar ve eksilir, taatla artar, masiyetle azalır der. Bunların hepsi onun inandıkları şeylerdendir. O hem söz, hem de fiil olarak selefin yolu ve itikadı üzere idi. Onların yolundan kesinlikle ayrılmamıştır. Bu konularda bir mezhep veya bir ekole bağlı kalmamıştır. Sahabe ve onlara hakkıyla tabi olan selef-i sâlihînin yolundan gitmiştir. (bknz. AbdulAziz bin Baz, Muhammed bin AbdulVehhab, daveti ve hayati)

BAB 2: Seyh Muhammed bin AbdulVehhab'ın akidesi nedir?
Kasim halkina yazdigi bir mektubta seyh akidesini söyle aciklar:
"Allah'ı ve meleklerden yanımda bulunanları şahit tutarım : sizleride de şahit tutuyorum : Bilinsin ki : Benim akidem kurtulan fırka ehl-i sünnet ve'l cemaat akidesidir. O da : Allah'a, meleklerine, kitaplarına, rasüllerine, ölümden sonra dirilişe iman etmek ve hayrıyla, şerriyle kadere imandır. Allah'ı kitabında ve rasülünün lisanıyla kendi zatını vasfettiği gibi tahrifsiz ve ta,tilsiz vasfetmek de Allah'a imandır. Ben ta'til ve tahrifin tam aksine Allah Teala'ya , O'nun bir benzeri yoktur,O işitendir görendir diye itikad eder ne kendi zatını vasıflandırdığı şeyleri O'ndan nefyederim ne kelimeleri tahrif edip yerlerinden oynatırım ne de isimlerinde ve ayetlerinde ilhada saparım . Ne nasıllığını takdir ederim ne de O'nun sıfatlarını yaratılmışların sıfatlarına benzetirim. Çünkü O Yüce zatın ne bir adaşı vardır ne dengi vardır ne de benzeri vardır.Ve O yaratıkları ile kıyaslanamaz.O kendi zatınıda başkalarını da herkesten daha iyi bilen.kelamı en doğru sözü en güzel olanıdır .
Ehli sünnetin muhaliflerinden tekyif ve temsil ehlinin O nu vasfettiği şeylerden tahrif ve Tatil ehlinin O ndan nefyettiği şeylerden O nu tenzih ederiz .
Senin rabbin Rabbul İzzet onların vasıflandırmalarından yüze ve uzaktır .Selam rasüllerin üzerinedir.Övgü alemlerin rabbi Allah,a aittir, (es-Saffat 180-182)Kurtulan fırka Allah'ın fiilleri konusunda Kaderiye ve Cebriyye arasında vasattır Allah'ın tehditleri konusunda Mürcie ile Vaidiyye arasında vasattırlar .İman ve din konusunda Hurüriyye ve Mütezile ile Mürcie ve Cehmiyye arasında vasattırlar.Rasülullah s a v ashabı konusunda Rafiziler ile Hariciler arasında vasattırlar .
İtikad ediyorum ki .Kur an Allah ın kelamıdır indirilmiştir mahluk değildir .O ndan başlamıştır ve yine O na dönecektir .O subhanehu ve Teala onu gerçekten konuşmuş kulu rasülü vahyini emini ve kulları ile kendi arasındaki elçisi peygamberimiz Muhammed s a v me indirmiştir .İman ederim ki Allah her dilediğini yapandır , O nun iradesi olmaksızın hiçbir şey olmaz .Hiç bir şey O nun meşieti dışına çıkamaz.Alemdeki hiçbir şey O,nun takdiri haricinde kalamaz Sudur eden hiçbir şey O,nun tedbiri dışında olmaz.Hiç kimsenin tesbit edilmiş kaderden kaçacak yeri yoktur.Hiç kimse levh-i mestur,da kendisi için çizilmiş sınırı aşamaz .
Nebi sallAllah aleyhi ve sellem ölümden sonra olacak şeylere dair haber verdiği şeylere iman ve itikad ederim.Kabir fitnesine ve nimetine ruhların cesedlere iadesine insanların yalınayak çıplak ve sünnetsiz olarak Rabbilalemin için kalkacaklarına güneşin üzerlerine yaklaşacağına mizan kurulacağına iman ederim .
Her kimin terazisi ağır gelirse işte onlar umduklarına erenlerdir.Herkimin tarazisi hafif gelirse işte onlar nefislerini zarara uğratanlar ve cehennemde ebedi kalıcıdırlar. ( Mu,minün 102-103 )
Yine divanların dağıtılaçağına kiminin kitabını sagıyla kiminin de soluyla alacağına iman ederim .
Kıyamet meydanındaki Nebimiz Muhammed sallAllahu aleyhi ve sellem'in havzına onun suyunun sütten daha beyaz baldan daha tatlı olduğuna kaplarının gökteki yıldızlar sayısınca olduğuna ondan bir kez içenin bir daha ebediyen susamayacağına iman ederim . Sıratın cehennemin üstüne bir yamacından diğer yamacına kurulacağına insanların onun üzerinden amelleri ölçüsünce geçeceklerine iman ederim .
Nebi sallAllahu aleyhi ve sellem' in şefaatine de iman ederim. O ilk şefaatçi ve şefaati ilk kabul edilendir.Nebi sallAllahu aleyhi ve sellem'in şefaatini bid'at ve dalalet ehlinden başkası inkar etmez  ancak şefaat izin ve rızadan sonradır. Nitekim Yüce Allah şöyle buyurmaktadır:
„Onlar da O ,nun razı olduğundan başkasına şefaat etmezler“ (Enbiya 28 )
„Kimmiş, izni olmadıkça O nun katında şefaat edecek olan?“ (Bakara 255)
„Göklerde nice melekler vardır ki onların şefaatleri dilediği ve razı olduğu kimse hakkında Allah ın izin vermesinden sonra olması müstesna hiçbir işe yaramaz“ (Necm 26 )
O subhanehu ve Teala tevhidden başkasından razı olmaz tevhid ehlinden başkasına da izin vermez .Müşriklere gelince şefaatten onlara hiçbir nasip yoktur .Nitekim Yüce Allah şöyle buyurur .
„Onlara şefaat edenlerin şefaatleri de fayda vermez.“(Muddessir 48 9
İman ederim ki Cennet ve cehennem yaratılmıştır ikisi de bugün mevcutturlar İkisi de yok olmazlar .Müminler kıyamet günü rablerini gözleriyle tıpkı dolunay gecesi ayı gördükleri ve onu görmekte bir zorluk çekmedikleri gibi göreceklerdir.
İman ederim ki Peygamberimiz Muhammed sallAllahu aleyhi ve sellem nebilerin ve rasüllerin sonuncusudur. Kulun imanı O nun risaletine iman etmedikçe ve nübüvvetine şahadette bulunmadıkça sahih değildir .Ümmetinin en üstünü Ebu Bekr es Sıddık sonra Ömer el Faruk sonra Osman Zunnureyn sonra Ali el Murtezadır .Sonra cennetle müjdelenmiş on kişinin bu dördü dışındakileri sonra Bedir ehli sonra ağaç altında beyat eden Rıdvan ashabı sonra da diğer sahabilerdir .
Yüce Allah'In :“Onlardan sonra gelenler Rabbimiz derler bizi ve imanda bizden önce gelmiş ve geçmiş kardeşlerimize mağfiret et.Kalplerimizde iman edenlere karşı kin tutturma Rabbimiz şüphe yok ki sen rauf ve rahim olansın.“ (Haşr 10) buyruğuyla amel ederek Rasülullah sallAllahu aleyhi ve sellem'in ashabını dost edinir onların iyi yönlerini zikreder onlardan hoşnut olur onlar için istiğfar eder ayıp ve kusurlarını örter aralarında geçenler hakkında sukut eder üstünlüklerine itikad ederim .Her türlü kötülükten yana  tertemiz olan müminlerin annelerinden razı olurum .
Evliyanın kerametini ve keşiflerini ikrar ederim Ancak onlar Allah'ın hakkı olan şeylerden hiçbir şeye hak sahibi değillerdir Allah tan başkasının güç yetiremeyeceği şeyler onlardan istenilmez .
Rasülullah sallAllahu aleyhi ve sellem'in şahitlikte bulundukları hariç Müslümanlardan hiç kimse için cennetlik ya da cehennemlik olduğuna dair şahitlikte bulunmam.Ancak ihsan sahibi kimse için ümid eder günahkar için korkarım .Müslümanlardan hiç kimseyi günahı dolayısıyla tekfir etmem ve onu İslam dairesinin dışına çıkarmam.
Salih olsun facir olsun her yönetici ile birlikte cihadı devamlı ve bu yöneticilerin arkalarında cemaatle namazı caiz görürüm .Cihad Allah ın Muhammed s a v i gönderdiği zamandan bu ümmetin sonuncularının deccal ile savaşmasına kadar devamlıdır Onun ne zalimin zulmü ne de adalet sahibinin adaleti iptal edemez .
Salih olsun facir olsun Müslümanların yöneticilerini Allah a isyanı emretmeleri müstesna dinlemeyi ve itaat etmeyi vacip olarak görürüm Herkim hilafet işini üstlenir insanlar onun etrafında toplanır ve ona razı olurlar o da halife oluncaya dek kılıcı ile onların üzerine egemenlik kurarsa ona itaat etmek farz ona karşı ayaklanmak haramdır .
Bidat ehlini terk etmeyi ve tevbe edinceye kadar onlardan ayrılmayı onlar hakkında zahir ile hükmetmeyi ve iç dünyalarını Allah'a havale etmeyi gerekli görürüm İnanırım ki Dinde ortaya atılmış her bir yenilik bid attir.
İmanın dil ile söylemek azalarla amel etmek ve kalp ile itikad etmek olduğuna itaat ile artıp günahlar ile eksildiğine inanırım İman yetmiş küsur şubedir Bu şubelerin en yükseği La ilahe illallah a şahadet etmek en aşağısı eziyet veren şeyi yoldan kaldırmaktır (Her türlü hata ve kusurdan yana ) Tertemiz olan Şeriat-ı Muhammediyye nin kişi hakkında öngördüğü kadarıyla emr-i maru-f ve nehy-i münker-i vacip olarak görürüm . İşte bu veciz bir akidesir .Söylediklerimiz hakkında Allah vekildir ." (Dureru`s –Sunniyye 1/29 Resailu'ş-Şahsiyye s.8 )

BAB 3: Seyh Muhammed bin AbdulVehhab'i selef akidesine yönlendiren nedir ve ondan önce Necid'te bu menhec mevcutmuydu?
Muhammed bin AbdulVehhab'tan önce ve onun döneminde yasayan alimler de bid'atlarin yayilmasi, kabirde yatanlara kurban kesmek, onlara adak adamak, onlardan medet ummak gibi Islam inancina aykiri olan şirklerin yayginlastigini muşahede etmişlerdir. Zira o alimlerde Muhammed bin AbdulVehhab'in aldigi kaynaklardan faydalanmislardi. Muhammed bin AbdulVehhab'in aldigi bu kaynaklar Kur'an ve Sünnet olmakla birlikte Seyhulislam Ibn Teymiyye ve ögrencisi Ibn Kayyim el-Cevziyye ile selefi salihinin te'lif etmis oldugu kitaplardi. Ancak Muhammed bin AbdulVehhab'in ile ayni fikirde olan bu alimler ölümden veya kendi halklariyla karsi karsiya gelmekten korktuklari icin olsa gerek fikirlerini yayma imkani bulamamislardi. Muhammed bin AbdulVehhab davetinden önce Necid bölgesinde, Misir ve Sam gibi yerlerde ilim ögrenmis alimler vardi. Bunlar hanbeli mezhebi üzereydiler. Hanbeli mezhebi, hicri 10.yüzyildan önce Necid bölgesinde yayilmaya baslamisti. Hanbeli mezhebinin o dönemde Necid bölgesinde yayginlasmasi sonucu oradaki alimlerin ellerinde Hanbeli mezhebinin kitaplari, Ibn Teymiyye ve Ibn Kayyim'in eserleri vardi. Nitekim Muhammed bin AbdulVehhab özellikle Ibn Teymiyye ve tilmizi Ibn Kayyim kitaplarini okudu, öyle ki o kitaplarin cogunu kendi elleriyle istinsah ve bazilarini da ihtisar etmistir (mesela Ibn Kayyim'in Zad'ul Mead Muhtasari gibi), hatta bazi müzelerde hala Seyh Muhammed bin AbdulVehhab'in Ibn Teymiyye'nin eserlerinin el yazmasi mevcuttur. (bknz. Muhammed bin AbdulVehhab, te'lif: Hasan AbdUllah al-i Seyh)
Muhammed bin AbdulVehhab kitaplarini inceleyen herkes onun Seyhulislam Ibn Teymiye ve talebesi Ibn Kayyim el-Cevziyye'den cok faydalandigini acik bir sekilde görecektir. Muhammed bin AbdulVehhab bu ikisinin sözlerine itibar ederek fikirlerinden etkilenmis ve görüsleriyle aydinlanmisti. Dolayisiyla Muhammed bin AbdulVehhab'in inancini/akidesini düzeltmede, hayatina ve davet metoduna yön vermede bu iki alimin cok büyük etkisi olmustur. Bu nedenle Muhammed bin AbdulVehhab yazdigi eserlerde Seyhulislam Ibn Teymiyye ve Ibn Kayyim el-Cevziyye'nin eserlerinden cok alintilar yaptigi acik bir sekilde görülür. (bknz. Muhammed bin AbdulVehhab'in davetinin hakikati, Muhammed bin Selman)
 
BAB 4: Seyh Muhammed bin AbdulVehhab'a kimler düsmanlik ediyor
Seyh AbdilAziz bin Baz söyle der: “Düşmanlık edip husumet besleyenler iki kısımdır:
1-Ilim ve din adına ona düşmanlık edenler.
2-Siyasi sebeplerle düşmanlık edenler ama bunu ilim ve din kisvesiyle gizleyenler. Bunlar Üstad’a düşmanlıklarını ortaya koyan alimlerin husumetini istismar ettiler ve “o hak üzere değildir; şöyledir, böyledir” dediler. Üstad ise davete devamla şüpheleri izale etti, delillerini açıkladı ve insanları Kitab ve sünnet temelli hakikatlara yöneltti. Onun için bazan “Hâricîdir” diyorlar, bazan da “icmayı bırakıp mutlak ictihad sahibi olduğunu iddia ediyor, kendisinden önceki alimler ve fakihleri önemsemiyor” diyorlar, bazan da başka şeyleri iftira ediyorlardı. Böyle yapanların bir kısmı ilim azlığından bunları diyordu. Bazıları da başkalarının sözlerine kapılıyordu. Diğer bir kısmı da makamlarını kaybetmekten korktuklarından siyasi sebeplerle düşmanlık gösteriyor, ama bunu, Islam ve din ile örtüyor, sözleri çarpıtıp saptıranların değerlendirmelerini kendilerine mesned ediniyorlardı.
Hasım olanları esasında üç kısma ayırmak daha doğru olur:
Birincisi, hakkı batıl, batılı hak gören şaşkın alimler. Bunlar kabirlerin üzerine türbe yapmayı, üzerlerine mescid inşa edilmesini, Allah dışında onlara dua edilip yardım dilenmesini ve benzeri şeyleri din ve doğru şey olarak kabul edip inanırlar. Bunları kabul etmeyenlerin de salihlere, velilere buğzettiklerini, dolayısıyla cihad edilmesi gereken düşmanlar olduklarını düşünürler.
Ikinci kısım, ilim ehli olup bu zatın durumunu bilmeyen, davet ettiği şey hakkında doğru bilgiye sahip olmayan fakat başkalarını taklid edip şaşkın saptırıcıların onun hakkında söylediklerine inanan; evliyaya, enbiyaya buğzettiği, onlara düşman olduğu, velilerin kerametlerini inkar ettiği şeklindeki suçlamalarında doğru söylediklerini sananlardır. Bunlar da Üstad’ı kınayıp, davetini yerdiler ve ondan yüz çevirdiler. Diğerleri ise, mansıb ve makamlarını kaybetmekten korkanlardır. Bunlar Islam davetine yardımcı olanların ellerinin kendilerine uzanıp, makamlarından alaşağı edeceğinden ve beldelerini ellerinden alacağından korkarak düşmanlık etmişlerdir.“ (bknz. AbdulAziz bin Baz, Muhammed bin AbdulVehhab, daveti ve hayati)

BAB 5:Seyhe iftiralarla dolu olan „Ingiliz casusunun itiraflari“ kitabinin mahiyeti nedir?
Bu kitap ilk defa farsca olarak yazilip Iran'da basilmistir, daha sonralari M. Siddik Gümüs kod isimli biri tarafindan türkceye cevrilip, tasavvufcu ve selef akidesine düsmanligiyla bilinen Hakikat Yayinevi tarafindan basilmistir, bilahare degisik isimlerle , muhtelif yayinevleri tarafindan baska baskilari yapilmistir. Türkce baskilarinin icinde farkli ve birbirini tutmayan kisimlar vardir. Seyhin sianin sapikligina inandigi halde kitapta siileri öven ifadelerin olmasi bu kitabin kimler ve ne icin basildiginin ipucunu veriyor, zira iddiaya göre Hampher bir ingiliz ajanidir ve icraat bölgesi Arabistandir, peki bu kitabin asli ingilizce veya en azindan arapca olmasi gerekirken niye farscadir? Islam'a ve müslümanlara zarar vermek icin uzmanlasmis müstesrikler bile kitaplarini kendilerine güvenemeyerek ve gülünc duruma düsmemek icin kendi dillerinde yazarlar. Mesela meshur yahudi müstesrik Ignaz Goldzieher kitaplarini almanca yazmaktadir, „Tefsir Ekolleri“ kitabi bir arap tarafindan arapcaya cevrilmis, bir sii hayrani ve me'tezili olan Mustafa Islamoglu'da „Islam'da Tefsir Ekolleri“ olarak (bu alanda islam alimlerinin kitabi yokmus gibi) türkceye cevirmis ve basmistir. (Enteresan bir tefavuktur ki ajan kitabi yine M.Islamogluna yakin birinden elimize ulasmistir. Bu arkadasimiza, M.Islamoglu sünnet düsmanidir dedigimizde bize darilmisti, daha sonralari bunu kendisininde anladigini ögrendim, bu arkadasimiz cok samimidir ve ben kendisi seviyorum ve duam onun selef akidesine inticab etmesidir. Allah'im bu arkadasimizin yolunu selef akidesine ac. amin) Konumuza geri dönecek olursak: Ingiliz casus Hampher sadece bir ajandir ve konunun uzmani müstesriklerin bile göze alamadigi yabanci bir dille bir kitap yazmasi cok ihtimalden uzaktir , kaldi ki bu arapca yani ajanin icraat bölgesinin dili olarak gecerlidir, kitabin ücüncü bir dil olan farsca olmasi hasebiyle icindekilerinin gercege dayandigi imkansizlasmaktadir. Mezkur kitabin türkce bir baskisinin kapaginda icindeki bilgilerin baska kaynaklarda bulunmadigi yazmalari dediklerimizi dogrulamaktadir.
Dolayisiyla bu kitabin sadece aslinin farsca olmasi bile yalan olduguna delildir. Sairin dedigi gibi: “Şayet iddialar destekleyici delillerle ispatlanmazsa sadece ahmaklar icin delil olurlar.“
Sii afganlarin pek kitap okumadiklari ve dindar olmadiklari halde bu kitabi elden ele dolastirdiklarini ve sünni afganlilarla „bak siz ne haltlar karistiriyorsunuz“ dercesine birbirleriyle tartistiklarini gördüm. Afgan siileride farsca konusur, demek ki bu kitap sii farslilarda bir „manifesto“ gibi her zaman okunuyor. Bu kitabin aslinin farsca olmasi sünnet düsmani siiler tarafindan yazildigini ve dagitildigini gösteriyor. Imam Şafii der ki: “Şiiler kadar yalanci insanlar görmedim.“ Nasil olmasin ki siilerin inanclarinin onda dokuzu takiyye/yalandir.
Mezkur kitapta uydurulan seylerin bir dayanaklari olmadigi gibi, seyhin yazdigi eserlerde bu uydurmalara isaret eden bir iz yoktur (Seyhin mut'a nikahi yaptigi, icki ictigi, sahabeleri kötüledigi vs gibi. Seyh hakkinda bu yalanlari söyleyen sia bunlari gayet iyi biliyor: Camii önlerinde zinalari icin gecici nikah yaptiklarini, bayram-seyranlarinda sahabeye sövüp la'net okuduklari vs.) Bilindigi gibi uydurulan seyin bir hudutu yoktur, hedefi okuyucunun ve dinleyicinin zihnini bulandirmaktir.
Seyh Muhammed bin AbdulVehhab'in davetine hücum ederek yazi yazanlar onun yazdigi kitaplardan hic birini okumamislardir (mesela kendi kendini seyh ilan eden bid'atci Ömer Öngüt, güya Vehhabilere yazdigi reddiyede Seyhin eserlerinden bir ama sadece bir alinti bile yapmamistir, yazdiklarinda sadece kiylu kaldan baska bir sey yok. Ey naylon seyh, vakit ve afetler sizi yiyip bitirecektir.). Ne tevhid ne akidede ne de fikih ve ahkamda, ne de tefsir ve siyerde. Hatta onun dediklerinden bir sözü bile tartismamislardir. Zira hevalari onlari kör etmistir.

BAB 6:Muhammed bin AbdulVehhab Osmanli'ya isyan etmismidir?
Seyh AbdulAziz bin AbdulLatif der ki:“ Selefi davetin karsitlari Imam Muhammed bin AbdulVehhab'in Osmanli Devletine karsi ümmeti parcalayip sultana karsi ayaklanmalar icin isyan ettigini iddia etmislerdir. Abdulkadim Zellum vehhabilerin ortaya cikislarinin sebebinin Osmanli Devletini cökertmek icin isyan etmek oldugunu ileri sürmektedir. Iddiasinda devamla vehhabilerin Muhammed bin Suud ve oglu AbdulAziz yönetiminde Islam devleti icinde bir devlet kurduklarini söyler. Yine ayni iddiada Osmanlilarin yönetiminde olan topraklari isgal etmeleri icin ingilizlerin onlara silahlar verdigini söyler. Tüm bunlara gerekceleride dinlerini yaymadaki arzu ve gayretmis, bu yüzden hilafete karsi kiliclarini cekmisler ve Islam ordusuna karsi savasmislar. „Ingililizlerin destegiyle Emir'ul-Mümin'in ordusuna karsi harbettiler.“ diye devam eder. (bknz.Keyfe hudimat el-Hilafeh, 10.s)
Seyh Muhammed bin AbdulVehhab'in hilafete karsi isyan ettigini ifade eden bu yanlis suclamalari cürütmeden önce seyhin, müslümanlarin salih veya günahkar olsun emirine karsi itaatin farz olduguna itikad ettigini zikretmekte fayda vardir. Bu itaat Allah'a isyan manasina bir seyde olmamalidir. Seyhin el-Kasim halkina gönderdigi mektubunda der ki:
Iyi olsun kötü olsun müslümanlarin imamlarina itaatin vacib oldugunu söylüyorum taa ki Allah'a isyan edinceye kadar. Kim hilafete atanir, insanlar etrafinda toplanir ve kendisinden razi olurlarsa ve o da kiliciyla onlara galip gelirse halife kabul edilir ve itati vacib isyani haram olur.“
Ayrica söyle der: Birlik ve beraberligin prensiplerinden biride üzerimize tayin edilen emire velev ki habesli bir köle dahi olsa itaat etmektir.“ (Mecmu el Muellifat el-Seyh, 1c, 394.s)
Böylelikle seyhin salih veya günahkar olan emire itaatin Allah'a isyan emretmedigi müddetce farz olduguna inandigi isbat edilmis oldu. Önemli olan ve yanlis suclamalari beraberinde getiren asil mes'eleye gecebiliriz: Necid (Seyhin hareketinin baslangic noktasi) Osmanli devleti yönetimindemiydi veya Osmanli topraklari icindemiydi? Dr.Salih el-Abbud bu soruya söyle cevablandirir: „Necid hic bir zaman Osmanli yönetiminde degildi, zira Osmanli devleti bu noktaya hic ulasmadi, hic bir vakit bir Osmanli valisi tarafindan yönetilmedi“ Buna ilaveten Seyhin davetine basladigi dönemde Osmanli aslerleri hic bir zaman bu bölgeye girmediler. Bu delil, kücük vilayetlere ayrildigi gercegi göz önünde bulunduruldugunda daha da kuvvet bulur. Bu Cemiin Ali Effendi tarafindan yazilan hicri 1018/miladi 1609 tarihli „Kavanin al-i Osman Mudaamin defter el-divan“ isimli bir Osmanli dökümaniyla da ispatlanmistir. Bu evrak Osmanli Devletinin hicri 11. yüzyilin baslarinda 23 vilayeti ayrildigi, bunlardan 14ünün arap vilayetleri oldugunu ve Necid bölgesinin bu vilayetlerin bir parcasi olmadigini te'yid eder. (bknz. Akide't-us Seyh Muhammed bin AbdulVehhab ve eserehu fil alem el-islam 1/27)
[[Buna ilaveten Osmanli devletini (genelde padisahlarin resimleriyle birlikte) gösteren ve vakiflara,derneklere asilan haritada gercektende arap yarimadasinin sahil bölgeleri Osmanli topraklari dahilindedir, ama icleri degildir, yani o bölgeler hic bir zaman Osmanli Hilafetine bagli bölgeler degil, kendi yönetiminde kücük emirlikler halindeydi.]]
Dr.Abdullah el-Useymin der ki:“Muhammed bin AbdulVehhab davetinden önce Necid hic bir zaman Osmanli devleti hakimiyetine girmedi ve Osmanli devletinin Necid bölgesinin icindeki yasama hic bir tesiri ve nüfuzu yoktu. Aslinda hic bir kimsenin nüfuzu yoktu zira beni Cabir'in veya beni Halid'in bazi bölgelerde ve beni Esref'in civarlarda ki nüfuzlari oldukca sinirliydi. Bunlardan hic kimse bu bölgeye siyasi istikrar getiremiyordu, bundan dolayi Necid'in degisik bölgeleri arasinda sık sı savaslar oluyordu. Burada yasayan asiretler aralarinda siddetli catisiyorlardi.“ (bknz.Muhammed bin AbdulVehhab, hacetehu ve fikrehu, 11.s)
Biz de bu bahsi Seyh bin Baz'in bu yanlis ithamlara karsi söyledikleriyle kapatalim: Seyh Muhammed bin AbdulVehhab Osmanli hilafetine karsi isyan etmedi, cünkü Necid'in icindekin bölgeler Osmanli hakimiyetinde degildi. Necid daha ziyade aralarinda catismalarin, savaslarin ve kavgalarin oldugu kücük emirlikler ve birbirleriyle irtibati olmayan köylerden ibaretti. Ve her sehir veya köy ne kadar kücük veya büyük olursa olsun bir emir tarafindan yönetiliyordu. Dolayisiyla Seyh Muhammed bin AbdulVehhab Osmanli devletine karsi isyan etmemis, dogdugu bölgedeki karmakarisik/anarsik duruma karsi isyan etmistir.“ (Seyh bin Baz'in kaydedilmis bir bantindan)
Dr. Aciil el-Nesmi der ki: „Seyhin yasadigi dönemde (ki Seyh Muhammed bin AbdulVehhab 88 küsür sene yasamistir) dört padisah degistigi halde hilafet hic bir mudahalede bulunmamis veya tepki vermemis veya hosnutsuzluk göstermemistir.“ (bknz. Mucellet el-Muctema, 510. mesele)
Zellum'un (ve onun gibilerin) iddiasina dönecek olursak: “Bu davet hilafetin yok olmasi icin calismis ve ingilizler de hilafeti cökertmek icin vehhabilere destek olmuslardir...“ Bu gülünc iddia hakkinda Mahmud Mehdi el-Istanbuli der ki:“ Kalem sahibleri/yazarlar iddialarini ispatlamali ve delil bulmalidirlar. Eskiden yasamis bir sair demistir ki: 'Sayet iddialar destekleyici delillerle ispatlanmazsa sadece ahmaklar icin delil olurlar'.“
Yukarida zikrettigimiz ifadelerde görüldügü gibi seyhe karsi yapilan suclamalar tutarsizdir. Buna ilaveten seyhin risale ve kitaplarinda ki belirgin akademik deliller onun yüksek ilmi seviyesine sahittir. Suclamalarin yalandan ibaret oldugu bir cok adil kisi tarafindan kayit altina alinan tarihsel dökümanlarla da ispatlanabilmektedir.“ (Dava el_Munaviin, 239.-240. s.)

BAB 7:Vehhabilik lakabiyla ne kasdolunuyor?
Vehhabilik lakabi davet uyanlarin kendileri icin sectikleri bir lakab degildir, kendileri böyle bir lakabin da takilmasini kabul etmemislerdir. Bu lakab, Seyh Muhammed bin AbdulVehhab'in ölümünden yaklasik yirmi yil kadar sonra davete muhalifler tarafindan kullanilmaya baslanmistir. Bunun delili de tarihcilerin seyhin ölümünden yirmi yil sonrasina kadar hic bu isimden bahsetmemis olmalaridir. Bazi tarihciler vehhabilik lakabinin ilk kez hicri 1229 da kullanildigini belirtiyor (seyhin vefati hicri 1206 dir).
El-Vehhab“ Allah (subhanehu ve teala)'nin esmaul hüsnasindandir, Allah söyle buyuruyor:“Yoksa, Azîz, Vehhab olan Rabbinin hazineleri onların yanında mıdır?” (Sad suresi, 9. ayet). „Karsilikliz ihsani bol , cömert olan“ manasindadir. Bu ismi kendilerince oldukca sapik bir firka icin ortaya atanlar neyi ve nasil kullandiklarina bir baksinlar! Hani bir aralar berduslar, ückagitcilar kendi arlarinda „Allahci“ tabirini kullaniliyordu 10-15 sene öncesi hatirladinizmi, Allah'a cok sükür o fitne su an söndü, acaba „vehhabi“ yani vehhabci ismi buna benzemiyormu? (Allah'im affet bu ismi burda kullandigim icin)
Öte yandan Seyh Muhammed'in davetine vehhabilik adi verilmesi lugat acisindanda hatalidir. Zira bu daveti baslatan seyh Muhammed'tir babasi degil. Eger seyhin kendi ismine nispet etselerdi „Muhammedilik“ denilecekti, bununla da Allah'in isimlerini basitce saptiran bu sapiklar arzularina ulasamayacaklardi. Zira Islam'in hepsi Muhammedi risalet olarak isimlendirilir ki, bu da onu teblig eden Nebi Muhammed (sallAllahu aleyhi ve sellem)'e nispettir. Halk olaylari, ancak isimlerle bilebilir. Bundan dolayi halk arasinda calkanti yapacak, onlarin nefislerinee dokunacak bir isim secmeliydiler. Sübhesiz bu davete karsi uydurulan en acik yalan onu vehhabilik le isimlendirmektir. Insanlari ürkütüp, onun davetinin Islam dininin disinda, 4 büyük mezhebe aykiri, 5. bir mezheb olduguna inandirmak icin -kendi aralarinda bile bölük pörcük olduklari halde- bu davete düsman olanlar tarafindan bu lakab takilmistir.
Allah (subhanehu ve teala) baskalarini alaya almamamizi ve (kötü)lakablar takmamamizi emrediyor, O (subhanehu ve teala) söyle buyuruyor: “Ey iman edenler! Bir topluluk bir diğerini alaya almasın. Belki onlar kendilerinden daha iyidirler. Kadınlar da diğer kadınları alaya almasın. Belki onlar kendilerinden daha iyidirler. Birbirinizi karalamayın, birbirinizi (kötü) lakaplarla çağırmayın. İmandan sonra fasıklık ne kötü bir namdır! Kim de tövbe etmezse, işte onlar zâlimlerin ta kendileridir.“ (Hucurat suresi, 11. ayet) Onlarin hepsi ayetleri hice sayarcasina birlestiler o da bu daveti insanlarin önüne bulanik cikarmakti, zaten insanlar tabiatlari geregi her yeni seyden cekinir ve onlarin alisa geldikleri seylere muhalif bir vaziyet gördüler mi kabullenmezler. Bunun en acik delili, Kur'an'da ve Muhammed (sallAllah aleyhi ve sellem)'in pak siretinde rastliyoruz. Zira Peygamberler bu dini direkt olarak Allah'tan almalarina ve insanlarin kurtulusana cagri yapmalarina ragmen karsilarina devamli Islam düsmanlari cikmistir. Bu hakki söyleyen alimlerde de farkli olmamistir, mesela Ibn Teymiyye bu örneklerden birisidir, onu kiskananlar kaninin akitilmasi istemislerdir, bir baskalari onu hak yoldan sapmis bir kafir ve mürted olarak suclamislarsir. Seyh Muhammed bin AbdulVehhab'ta fitneci bazi insanlar tarafindan gercek disi bazi suclamalarla itham edilmistir. Bu insanlari buna sevkeden sebep ise yine kiskanclik, nefret ve bid'atlerin kalblere yerlesmis olmasidir. Oysa ki seyh yeni bir sey cikarmamis, davetini Allah'in kitabina, resulunun sünnetine ve selefi salihinin yolu ve menheci üzerine bina etmistir. Öyle ki onun bazi eserleri hemen hemen sadece Kur'an ve sünnetin naslarindan olusacak seviyededir. Zaten muhalifleri seyhin eserlerinden bir elestiri yapmazlar ve yapamazlar, zira bazi yerlerde kullandigi zayif hadisler haric -ki hemen hemen her Islam alimi hataen zayif hadis kullanabilir- Islam'a aykiri bir sey bulamazlar.

BAB 8:Seyhin kardesi Süleyman bin AbdulVehhab seyhe karsi cikmismidir?
Davetin düsmanlarinin ortaya attiklari bir yalan da Seyh Muhammed bin AbdulVehhab ve kardesi Süleyman bin AbdulVehhab arasinda ihtilafin ciktigi ve Seyhe iki reddiye yazdigidir. Halbuki bu ihtilaflar Necid'deki herhangi bir ilim talebesinin durumu tam arastirmadan isin basinda ortaya attigi tartisma türü ihtilaflardi, kendilerine gercek anlatilinca da derhal hakka dönmüslerdir. Ayni sekilde Süleyman bin AbdulVehhab'ta abisinin niyet ve hedefini anlayinca onun destekcilerinden olmus, hatta Seyhin vefatindan sonra yerine gecmistir.
Davet düsmanlari iki risale yazmislar bunu da Süleyman bin AbdulVehhab'a nisbet etmislerdir. Bunlar:
1.Es-Sevaik el-Ilahiyye fir-reddi alel Vehhabiyye
2.Faslul hitab fir reddi alel Muhammed bin AbdulVahhab
Davet düsmanlarinin amaci insanlari bu davetten nefret ettirmek ve :“iste bakin seyhin kardesi bile ona karsidir“ demek icindi. Gercek ise bunun tam aksineydi zira Seyhin kardesi Diriyye'ye gitmis, ondan özür dileyerek ona katilmistir. (bknz. Es-Seyh el-muftera aleyh, Islami arastirma dergisi, sayi:60, s.255-260) Bu risalelerin Süleyman bin AbdulVehhab'a nisbetinin ve hakkinda söylenenlerin yalan oldugunun bir diger delili „Vehhabilik“ lakabinin Seyhin ve kardesinin hayatta iken kullanilmamis olmasidir. Daha önce de gectigi üzere bu lakab ikisinin ölümlerinden yaklasik 20 yil kadar sonra kullanilmaya baslanmistir. Bir baska delil olarak „Vehhabilik“ lakabi her ikisinin babasina nisbet edilmistir. Ayrica bu nisbetin hata oldugu acik, cünkü o bir seyin asli disinda bir seye nisbetidir. Mekke'li birisine Medine'li, Fas'li birisine Hindistan'li diyemezsiniz. Ifadeyi genellestirdiginde her ikisinide kapsar yani muhalifi de kendisine muhalefet edeni de. Böyle bir sey de Süleyman bin AbdulVehhab icin gercekten muhalifse hic de uygun düsmez. Babasinin ismini böyle kötüleme amacli bir lakaba kullanmasi (yukarida ki 1. reddiye deki gibi) muhaldir. Bu da gösteriyor ki davet düsmanlari müslümanlari gercekten ahmak yerine koymakta ve bir cok müslüman da bu yalana inanmaktadir. Bir diger delil de Süleyman bin AbdulVehhab'in abisine karsi cikip, davetine düsmanlik yapsaydi ismi reddiyelerdi sürekli gecerdi zira Seyh Muhammed bin AbdulVehhab risalelerinde ve mektublarinda muhaliflerinin isimlerini zikretmis ve onlara cevab vermistir. Bu risale ve mektublar günümüzde hepsi basilidir.
Son olarak: Sübhesiz Süleyman bin AbdulVehhab'in abisine olan muhalefeti davetin baslangicindaydi, o zamanlar reddiyeler sözlü ve kücük yazismalari gecmiyordu. Ibn Gannam bu olaylari tarihleriyle kaydeden tarihcilerden biridir. Her ikisinin cagdasi olan ve onlardan bir süre sonra vefat eden Ibn Gannam, Seyhin muhalifleri hakkinda yazmasina ragmen Süleyman bin AbdulVehhab'tan bahsetmemistir.
Iste bu iddialar, delilsiz ve burhansiz ortaya atilan yalanlardir, ve yalanin da bir sınırı yoktur.
Islam düsmanlari bu tür yalanlari yaymaya cok önem verirler, zira bununla fikirleri karistirir, fitneyi körükler ve muhlis her davetciden güveni sıyırır atarlar. Iste Islam düsmanlari sürekli bu daveti insanlar indinde karalar dururlar. Zira bu davetin hedefleri onlari ürkütmeye devam edecektir. Müslümanlarin birlesmesi, hurafelerin ve bid'atlarin temizlenmesi, zihinlerin aydinlatilmasi, nefislerin ilme yönlendirilmesi-cünkü ilim hakikatlar kaynagidir- tüm du hedefler bu davete uyanlara sürekli anlatilmaktadir.

BAB 9:Muhammed bin AbdulVehhab'in günümüze kadar türkce yayinlanmis eserleri
Yogun kampanyalar sonucunda insanlari bu davetten sogutan bazi hurafeci bid'atcilara ragmen yinede Muhammed bin AbdulVahhab'in eserleri türkce okuyucusuna kavusmustur, her ne kadar 200 küsur sene gecikmis olsa da. Bildigimiz, gördügümüz eserleri söyle siralayabiliriz:
1.“Kitab'ut-Tevhid“(Su ana kadar muhtelif isimlerde 4 degisik baskisi vardir)
1.1.“Tevhid- Allah'in Kullari Üzerindeki Hakki“ olarak
(Muhammed bin Süleyman et-Temimi / tercüme: Hasan Beser)
Yayinevi: Islami Ilmi Arastirmalar Merkezi/ yayinyili: 1994/ yer:yok
1.2.„Tevhid 2“ olarak
(Muhammed bin Abd'ul-Vehhab/ tercüme: Harun Ünal)
Yayinevi: Tevhid Yayinlari/ yayinyili:1996/ yer :Istanbul
1.3.„Kitabu't Tevhid“
(Muhammed bin Süleyman et-Temimi/ tercüme: Necmi Sari)
Yayinevi: Ümmül Kura Yayinevi/ yayinyili:2006 / yer:Istanbul
1.4.„Kitabu't Tevhid“ (Seyh AbdurRahman es-Sa'di'nin serhiyle)
(Muhammed bin Süleyman et-Temimi/ tercüme: Ahmet Ihsan Dündar)
Yayinevi: Guraba Yayinlari/ yayinyili:2006/ yer:Istanbul
Not:Son iki baskisi piyasada mevcuttur.
2.Kesful Subuhat (Sübheleri Yok Eden Tevhid Gercegi“ olarak Seyh Useymin'in serhiyle)
(Muhammed bin Süleyman et-Temimi- Muhammed bin Salih el-Useymin/ tercüme: Besir Eryarsoy)
Yayinevi: Guraba Yayinlari
3.“Usuli Selase“ („Üc Esas, Allah, Din, Peygamber“ olarak Seyh Useymin'in serhiyle)
(Muhammed bin Süleyman et-Temimi- Muhammed bin Salih el-Useymin/ tercüme: Mehmed Ün)
Yayinevi: Guraba Yayinlari
4.“Adabu mesiidu ila's-Salat“
4.1. „Namaza Gidis Adabi“
(Muhammed bin AbdulVehhab)
Yayinevi:Rabita
4.2. „Namaz“
(Muhammed bin AbdulVehhab)
Yayinevi: Tevhid Yayinlari
5. Delailu't-Tevhid 
"Tevhid Tehberi"
(Muhammed bin Süleyman et-Temimi)
Yayinevi:Rabita
6.Talim'us-Subyan et-Tevhid
"Cocuklara Tevhid Ögretisi"
(Muhammed bin AbdulVehhab/ Tercüme: Sami bin Fehmi)
Yayin: selef.blogcu.com
7. Siyer (Seyh müslümanlara kolaylik saglamasi icin Ibn Hacer'in Feth'ul-Bari isimli eseriyle Ibn Hisam'in Siret'er-Resul (sallAllahu aleyhi ve sellem) isimli eserini birlestirip özetlemistir)
Aynen "Siyer" unvaniyla türkce olarak basilmistir
Yayinevi: Tevhid Yayinlari
8. Cahiliye Mes'eleleri
9. Fatiha Suresinin Tefsiri
10. Islam'dan cikaran haller
Not: Bu son üc risale Tevhid Yayinlari tarafindan "Tevhid 1" olarak basilmistir, icinde seyhin bir kac risalesi daha vardir, yayinevi kapandigindan baskisi yoktur, lakin internet ortaminda bu eserler yayinlanmistir, dileyen arama makinalarindan ulasabilir.
11. Fethul Mecid (Tevhid 5,6,7,8 olarak basilmistir)
(seyhin torunu AbdurRahman bin Hasen  tarafindan Tevhid kitabina serhdir.)
Yayinevi: Tevhid Yayinlari
(Muhtemelen internette bulunabilinir, baskisi yoktur.)

Sonuc...
Artik müslümanlar Seyh Muhammed bin AbdulVehhab'in tecdid ettigi, müslümanlari fikri ve akidevi uyandiran ve sahih Islam menhecine bina edilmis olan selim ve saf akideyi getiren selefi davetin hakikatini idrak ettiler. Zira bu davet Islam'in özü ve ruhudur. O bu konuda Islam tarihindeki Seyhulislam Ibn Teymiyye, Ibnul Kayyim el-Cevziyye ve Imam Satibi gibi selef islahatcilarin yolunu takib etmistir.
Müslümanlar cehalet neticesinde insanlarin bu dine soktuklari fesadi durulamayi, emaneti yerine getirmeye, ümmete nasihata ve onlari yeniden Allah Resulu (sallAllahu aleyhi ve sellem)'in davetiyle baslayan ve hicri 3. asrin sonuna kadar devam eden selefi salihinimizin yolunu itikaden ve amelen cevirmek icin gelen bir davetci oldugunu anladilar. Zira gecen zaman Muhammed bin AbdulVehhab'in dogrulugunu ispatlamistir, cünkü davet hala devam etmekte ve sürekli artmaktadir.
Artik dünyanin her tarafinda insanlar onun kitaplarini takib etmekte ve anlamaya calismaktadir. Ona düsman olanlar bile hak kendilerine aciklandiktan sonra ve davetcinin yönelisinin dogrulugu bilindikten sonra rüstlerine dönmüslerdir. Cünkü hak her zaman kendisine uyulmaya en layik olandir. Seyhe düsmanlik yapanlarin hem isimleri hem de dedikleri her sey öldü. Bu konuda insanlarin bildikleri yine seyhin reddiye olarak mektublarinda gecen seyler veya davete tabi olanlarin yazdigi reddiyelerdir, gerisi yok olup gitmektedir. Tabi bu dünya icin gecerlidir, ahirette cezanin sahibi, kalblerdekinin bile gizli kalmadigi acik-gizli her seyi bilen Allah subhanehu ve teala'dir.
Sünneti üstün kilan, bid'at ehlini alcaltan Allah subhanehu ve teala'ya hamdolsun...

Kaynaklar
1.Kur'ani Kerim
2.El-Imam Muhammed bin AbdulVehhab, Davetehu ve Siretehu, Seyh AbdulAziz bin AbdUllah bin Baz
3.Muhammed bin AbdulVehhab'in Davetinin Hakikati, Muhammed bin Selman
4.Seyh Muhammed bin AbdulVehhab Osmanli'ya isyan etmismidir? Selefi bir siteden tercüme
5.Necd Tarihi, Ibn Gannam
6.Vehhabilik hakkindaki tarihi bir hatanin düzeltilmesi,Muhammed bin Sa'd es-Suvey'ir
7.Ed-Durer es-Seniyye fi'l fetva en-Necdiyye, Ibn Sihman


 

5/11/2008

SELEF VE EHL-İ SÜNNET İTİKADININ ÖNEMİ VE ÖZELLİKLERİ

Muhterem kardeşlerim,

Sohbetime başlamadan önce sizleri selamlarım. Bu mevzu çok geniş malzemeye sahip olan bir konudur. 14 asırlık değerli birikimin içerisinden ilim talebesin in veyahut avamın kendisine gerekli olan bilgi ve malzemesi ni süzmesi veya çıkartması kolay bir iş değildir. Dolayısıyla bu konuda sizlere faydalı olabilmek için selef-i salihinin sahip olduğu bilgi kültüründen hepimizin ihtiyacı olan selef ve ehl-i sünnet akidesiyl e ilgili konuların ve geçirdiği aşamaları gibi önemli olan bu konuları takdim etmek istedim. Önceki konuşmacıların işledikleri konuların arasında benim takdim edeceğim bilğilerle bazı tekrar ve benzerlik ler olabilir. Bunlar sizleri sıkmasın, çünkü bu konuları sıkca işlemenin gençliğe ve islam toplumuna büyük faydalar sağlıyacağına inanıyorum. Bulanık zihinleri, berraklığına ulaştıracağı kanaatini taşıyorum.Öncelikle konuyu daha iyi kavramamız için bazılarımıza yabancı olan veya karışık gelen selef ve ehl-i sünnet gibi terimleri görmeye çalışalım.

1- Selef’:
a) sözlük yönüyle anlamı : Önce olma,geçmiş olma,önceden gelen gibi anlamlara gelir.
Istılahi yönüyle ise; sahabe,tabiin ve tabe-i tabiin den olan ilk üç neslin aldığı isimdir.B u nedenle terim olarak bunlara selef-i salihin yani geçmiş salih insanlar denilmekt edir.Alla h Resulü(s.a.v)bir hadisi şerifte onlara şu işarette bulunmuştur.”İnsanların en hayırlısı,benim asrımdakiler,ondan sonra,onları takip eden,ondan sonra onları takip edenlerdi r.”Sizlere vericeğim misalim ilim ehli tarafından çok kullanıldığı görülmektedir.”Hayırlı olan selefe uymadadır.Şerli olan ise halefin bidatını işlemektir.”Selef akidesine uyan,ibadet menhec ve ....... o’na tabi olana Selefi mezheb olarakta selefi mezhebi denilirki bu iltibanın en hayırlısıdır.Bunlara mensup olanların aldıkları değer isimleri şudur:Eseriye(Ehli esen) (İzciler) ve ehl-i hadis,....... hadis,sıfat ve....... .Muhalifl eri onlara, Haşeviyye,mucemime,muşehbiye demişlerdir,bu suçlamadan .......

2- Ehl-i sünnet ve’l-Cemaat :
a) Sünnet sözlükte yol,......gidiş.......gibi anlamlara gelir. Cemaat ise: sözlükte birlik beraberli k anlamındadır.
Istılahi anlama gelince; sünnetten kasıt Allah Resulünün yoludur, cemaatten kasıt iftirak hadisinde de zikredild iği gibi sahabedir .Toplu bir mana verecek olursak ehl-i sünnet ve’l-cemaat demek;Resululla h ve ashabının yolundan giden kimseleri n itikad, menhec, sulükta ki mezhebidi r.Bu bakımdan ehl-i sinnet terimi, selefiye teriminde n daha geniş ve geneldir.



Değerli kardeşlerim:

Ehl-i sünnet akidesini n önemi ve gerekliliği, onun yolunun hak ve gerçek oluşunun ısbat edilmesiy le ortaya çıkar. Hak ve doğru olmasının en büyük belgesi ve göstergeside; insanları, selefi salihin anlayışı ışığında bize emanet edilen iki kaynağa,yani Kur’an ve sünnete tabi olmalarına davet etmesidir . Bu noktaya iyice dikkat edelim, burada başka bir cemaatin anlayışına değil, nübüvvet asrını yaşamış faziletli insanların anlayışına çağırılıyor. Çünkü bu hak yol,tıpkı bu ümmetin diğer ümmetler arasında vasat oluşu gibi diger yollar ve taifeler arasında vasat (orta) bir yoldur. Ne ifrat vardır ve nede tefrit, çünkü mutedil bir yoldur.İşte bu nedenle her müslümanın ehl-i sünnet akidesini tercih etmesi ,onu öğrenmesı, onun gerekliliğine inanması ve insanları buna çağırması farzdır. Selef mezhebi veya ehl-i sünnet mezhebini n üzerinde en fazla durduğu şey, islamın temel olan itikadi konularıdır. Çünkü itikadı sağlam olmayan bir müslümanın amelide sağlam değildir. Öyleyse dini öğrenirken evleviyat a önem vermek gerekir.Y ani itikadı konuları öğrenerek veya düzelterek işe başlamak gerekir. Akidenin en önemli konularının başında tevhidi öğrenmek ve anlamak gerekir.Y ani Rububiyye t tevhidi, uluhiyet tevhidi, isim ve sıfat tevhidini n nasıl anlaşılması gerektiğini, müslüman olarak bizlerde imandan sonra (ne gibi hangi) izler bırakması gerektğini bilmemiz gerekir.B irçok ilim adamı diye geçinen kimseler veya cemaatler görürsünüz ama ne yazık ki, uluhiyyet, isim ve sıfat tevhidind e ayağı kaymıştır. Cenabı Hakkın isim ve sıfatları konusunu alacak olursak, yine bu konuda en güzel ve doğru inancın selefin yolu olduğunu görürüz. Çünkü onlar Allah’ın kitabında ve Rasulünün sünnetinde sabit olan isim ve sıfatları geldiği gibi, hiç tahrif, ta’til, şekillendirme, teşbih, tecsim ve temsil yapmadan iman ederler. Allah’ın bu isim ve sıfatlarını ibtal eden veya tahrif eden Cehmi, Mu’tezilı, Eşari ve Maturudi Kelamcılarla onun bu isim ve sıfatlarını mahlukata benzeten (teşbih) veya o’nu (tecsim) isimlendi ren Muşehbiye ve Mucessime fırkaları arasında orta bir yol tutar.


Kıymetli kardeşlerim:

Ehli sünnet veya selefin,islam akidesini ..... .......ki metodu sıralıyacak olursak şöyledir:

1-İtikadın her meselesin de kitap ve sünneti hakim kılar,ondan hiç bir şeyi reddetmez veya tevil etmez.
2-Genelde dini meseleler de özelliklede akide konularında sahabeden varid olan sahih nakilleri alır.
3-İtikadi konularda aklın idrak edemiyeceği meseleler e dalmazlar .Çünkü akıl kavrama sınırını aştığı zaman sapar.
4-Bidat ehliyle oturup mücadele etmez,sözlerini kale almaz,onlara değer vermez,bidatlerine başka bir bidatlece vap vermez.
5-İslam toplumunu aynı akide üzerine teşekkül etmelerin e ve birlik içerisinde olmalarına çalışır.





Selefiye mezhebini n sahip olduğu bazı özellikler şunlardır:

1- Tevhid inancı üzerinde durur ve bunun ameli yönünü şirkten sakındırarak gerçekleştirmesini sağlar,Buna ameli tevhid diyoruz.
2- İnsanları Allah Rasulüne (tabi olmaya,iltiba etmeye)taklid taassub ve cehaleti bırakmaya çağırır.Çünkü kurtuluşumuz ona uymakta görülmüştür.
3- İslam toplumun tezkiyesi yle uğraşır,bir yandan onu selefin ahlak ve sulük sistemine göre eğitirken,diğer yandanda onu bidat,hurafe inançlardan ve uydurma hadis ve tasavvufi hikaye ve sözlerden tasfiye etmeye çalışır.
4- Hizipcili k,grupculuk ve tekelciliğe karşıdır,bölünmüş islami cemaatler i,cemaat........yani ana cemaatte toplamaya çalışır.Çünkü Allah’ın rahmeti birlikted ir ve beraber olmaktadır.
5- Sahih sünnette sahih olan,islamın şiarlarına ve müslümanın dış görüntüsüyle alakalı şekle önem verir ve buna teşvik eder.
6- Beygamber in sahih hadisleri ne karşı cephe alan hadis karşıtı düşmanlarına karşı,cephe alır ve sünneti müdafa eder.
7- Dinde aslı olmayan ve sonradan çıkan bidatlere karşı mücadele eder.Çünkü selefiliğin nazarında bunların hepsi delaletti r.
8- Müctehid imamlara karşı,rabbani olan ilim adamlarına karşı saygılıdır.Onların haklarını korur ve onları savunur.
9- Selefiye mezhebind e cehalete yer yoktur.7’den,70’e bu yolun her yolcusu gücü yettiği nisbette ilim öğrenir ve basiret üzerine dinini yaşamak zorundadır.
10- Selef davetinde ......... esastır.Yani daveti geneldir, belirli bir sınıfa, cemaate veya insan tabakasına, belirli bir ırka tahsis etmez. Bu davaya inanan her müslüman siyah olsun beyaz olsun sahip çıkılabilir. Nitekim dünyanın her bucağında bu daveti üstlenen insanlar görürüz.






Mustafa Dönmez
Bruxelles-2002

1/11/2008

Nicin Selef Daveti? 1.Bölüm

 
(Gözden gecirilen 2. yayin. 2. bölümde bir hadisin kaynagi  ve seleften sözler ilave edildi)


Nicin
Selef daveti?


(muhtasar olarak)              
te'lif:Selim Iyd el-Hilali

arapcadan ihtisar ve almancaya tercüme:Muhammed Fadil
almancadan türkceye tercüme:AbdulKerim Çobanoglu

 

 

 

Bismillahirrahmanirrahim/Rahman Rahim Allah'in ismiyle
Hamd, ancak ALLAH içindir. O’na hamdeder, O’ndan yardım ve mağfiret dileriz. Nefislerimizin şerrinden, amellerimizin kötülüğünden O’na sığınırız. ALLAH kimi hidayete erdirirse onu saptıracak, kimi de saptırırsa onu hidayete erdirecek yoktur.ALLAH’tan başka ibadete layık ilah olmadığına şehadet ederim. O, tektir ve ortağı yoktur. Yine şehadet ederim ki, Muhammed O’nun kulu ve Rasulü’dür.
“Ey iman edenler! ALLAH’tan sakınılması gerektiği şekilde sakının ve ancak müslümanlar olarak ölün.”
(Al-i İmran: 3/102)
“Ey insanlar! Sizi bir tek nefisten yaratan ve ondan da eşini yaratan ve ikisinden bir çok erkekler ve kadınlar üretip yayan Rabbinizden sakının. Adını kullanarak birbirinizden dilekte bulunduğunuz ALLAH’tan ve akrabalık haklarına riayetsizlikten de sakının. Şüphesiz Allah sizin üzerinizde gözetleyicidir.” (Nisa: 4/1)
“Ey iman edenler! ALLAH’tan korkun ve doğru söz söyleyin ki ALLAH işlerinizi düzeltsin ve günahlarınızı bağışlasın. Kim ALLAH’a ve Rasulüne itaat ederse büyük bir kurtuluşa ermiş olur.” (Ahzab: 33/70-71)
Muhakkak ki, sözlerin en doğrusu ALLAH’ın Kelamı, yolların en hayırlısı Muhammed’in (sallAllahu aleyhi ve sellem)'in yoludur. İşlerin en kötüsü ise sonradan uydurulanlardır. Sonradan uydurulup dine sokulan her amel bidat, her bidat sapıklık ve her sapıklık da ateştedir.” (Bu Hutbetul hace ismiyle meşhur olan Allah Resulunden sahih olarak nakledilen bir açılış duasıdır.)

Bundan sonra,gördügünüz eser Selim Iyd el-Hilali tarafindan kaleme alinmistir. Selef Menhecinin ehemmiyetini delilleriyle vurgular. Maalesef, arapcadan almancaya tercüme eden kardes bu kiymetli risaleyi biraz kisaltmistir, biz de bir nebze bu eksikligi gidermek icin bazi veciz gecilen yerleri acmaya calistik, inseAllah faydali olur. Ilaveleri cift kare parentezle ayirdik. Hadislerin kaynaklari ve dereceleri tercümede oldukca kisa verilmis oldugundan, biz de yerlerinden arastirip, biraz genisletmeye calistik. Vakit kisa ve görevler fazla oldugundan eserin hakkini belki veremedik, ama inseAllah yine de meyvesini verir. Bunu daha önce tercüme ettigimiz „Selefiyye Hakkindaki Yanilgilar“ risalesinde sahit olduk, makaleden alintilar yapilip azericeye uyarlanmis olarak ve daha bir cok sitelerde kisim kisim yayinlandigini gördük, elhamduli(A)llah, demek ki okyanusa atilan her tas su seviyesini degistiyormus...
Her firsatta "selefi menheci" yani sahabe/tabiin/tebe tabiin gibi Islam'in aslini yasayan ve yasatmak isteyenleri ittifakla kötüleyen bid'atcilar seni haktan yaniltmasin, zira bu bid'atcilar samimi olan müslümanlarin bilgisizliginden faydalanarak hakki sürekli örttüler, niyetleri de bu samimi insanlari madden ve manen sömürmekti, eger bunlar samimi olsalar selefi menhecin dogrulugunu tasdiklemektan baska imkanlari yoktu, ama o zaman istedikleri gibi sömürmek nasil olurdu bilinmez. Bunlarin sömürücü oldugunun en büyük delili sürekli tabilerinden ve diger müslümanlardan para toplamak ve bedava hemen hemen hic bir seyi bu insanlara sunmamak. Oysa ki selef ve selefiler hizmetine hic bir zaman para istememis, bilakis kitap ve risalelerini ümmetin istifadesine sunmuslardir. Alinti yaptigimiz yerlerden izin falan almadik, zira „ilim müslümanin yitigidir, nerde bulursa alir“, selefinde aynen böyle yaptigini, hatta yakin dönem selef alimlerinden es-Sa'di'nin eserlerinde bizzat seleften alinti yaparak bunu belirtmemesini dileyenlere gösterebilirim. Ve kitaplarina „her hakki mahfuzdur“ gibi kafirlerin icat ettigi „copyright“ ile Islami ilimlerin yayilmasini engelleyen tacirlere bizden tavsiye, siz kitap satmayi birakin da dünyalik satin ,daha karli cikarsiniz...

Ebu Talha AbdulKerim Cobanoglu







mukaddime
Selef daveti Allah'ın kitabı Kur'an'a ve Resulu (sallAllahu aleyhi ve sellem)'in sahih sünnetine dayanır. Tüm sonradan ortaya atılmış bid'atlardan ve hurafelerden uzak İslam dininin özüdür. Bu davet Allah Resulu (sallAllahu aleyhi ve sellem)'e gerçek mü'minlere yani selef salihinin yoluna bağlıdır. Selef, İslam'da daha evvel yaşamış öncü takva sahibleri için ve imanında ihlas sahibi, amelinde ve ahlakında onları takib edenler için kullanılan genel bir tabirdir.[[Buna ilaveten 'selef' kelimesi Allah Resulu (sallAllahu aleyhi ve sellem) tarafından bizzat kullanılmıştır. ('selef' kelimesi lugatte öncü olan, önde olan veya önceden geçip giden manalarına gelmektedir. ) O (sallAllahu aleyhi ve sellem) (kızı) Fatima (radiyAllahu anha)' ya şöyle buyurur: "Nime's selef ene leki...('Ben senin için ne güzel bir selefim...) (Sahih bir hadistir.Muslim tarıfından nakledilmiştir. Hadis No:2450. ]]

Allahu subhanehu ve teala şöyle buyurur: "Kendisi için doğru yol belli olduktan sonra, kim Resule karşı gelirse ve mü'minlerin yolundan gayrisine tabi olursa biz de onu döndüğü yola döndürürüz ve cehenneme atarız ve o ne kötü bir yerdir." (Nisa Suresi,115. ayet)
Şeyhulİslam İbn Teymiyye (rahimehUllah) bu ayet için şöyle der: "Doğru yol belli olduktan sonra Peygamber (sallAllahu aleyhi ve sellem)'e karşı gelen ve O'na muhalefet eden herkes, mü'minlerin yolundan başka bir yola tabi olmuştur. Ve mü'minlerin yolundan başka bir yola tabi olan herkes Peygambere karşı gelmiş ve muhalefet etmiştir. Şayet biri tabi olunan gerçek mü'minlerin yolunun yanlış olduğunu düşünecek olursa, bu aynen Peygamber (sallAllahu aleyhi ve sellem)'in yolunu takib etmenin yanlış olduğunu düşünmek gibidir."

 

 

Selef kimdir?
Selefi Salihin veya kısaltılmış olarak selef ile müslümanların en hayırlısı olan ilk üç nesil kast edilir. Bunlar Allah Resulu (sallAllahu aleyhi ve sellem)'in sahabeleri (radiyAllahu anhum), sahabenin takipçileri tabiin ve tabiinin takipçileri (tebe tabiin veya etbauttabiin) dirler.Bu tabir övülen ilk üç nesilden sonra akide ve amelde onları takip eden Ehli Sünnet ve'l Cemaat ve Ehli Hadis alimleri içinde kullanıla gelmiştir.
Allah subhanehu ve teala şöyle buyurur:" Muhacirlerden ve Ensardan (İslam yolunda) yarışanların öncüleriyle, onlara güzellikle tâbi olanlarda n Allah hoşnut olmuş, onlar da Allah'tan hoşnut olmuşlardır. Allah onlara, içinde dâimi kalacakla rı, altından ırmaklar akan cennetler va'detmiştir. İşte bu, en büyük kurtuluştur. (Tevbe Suresi, 100. ayet)
[[İbn Kesir (rahimehUllah) bu ayetin tefsirinde şöyle der: "Allah Teâlâ, muhacir ve ensârınn en önde ve ileri gelenleriyle, ihsan ile onlara uyanlardan razı olduğunu haber vermiştir. O halde onlara kızan veya söven veya onlardan bazısına kızıp şövenlere yazıklar olsun. Özellikle Allah Rasûlünden sonra ashâbın efendisi, en hayırlısı, en üstünü yani Sıddîk-i Ekber, en büyük halîfe Ebubekir İbn Ebu Kuhâfe (Allah ondan razı olsun) Râfızîlerden ayrılan bir gürûh (Allah bizi bundan korusun) ashabın en üstünlerine düşmanlık etmiş, onlara buğz etmiş ve onlara sövmüşlerdir. Bu, onların akıllarının ve kalblerin in ters çevrilmiş olduğuna delâlet eder. Allah'ın hoşnût olduklarına sövdüklerine göre Kur'an'a îmân nerede; onlar nerede? Ehl-i Sünnet ise; Allah'ın hoşnût olduklarından hoşnût olur, Allah ve Resulunun kötülediklerini kötüler, Allah'ın sevdiklerine sevgi besler, Allah'ın düşman olduklarına düşman olur. Onlar (Allah'a ve Resulune) uyanlardır, bid'atçılar değil. Onlar (Allah Resulu sallAllahu aleyhi ve sellem)'e uyarlar, dağılmaz, ihtilâfa düşmezler. Dolayısıyla onlar, Allah'ın felaha ermiş taraftarları ve Allah'ın inanan kullarıdır. (Bknz. İbn Kesir Tefsiri, Tevbe Suresinin 100. ayetinin tefsirinde.)]]

 

 

Selefiler kimlerdir?

"Selefi" tanimlamasi kendini gercek manada selefe nisbet eden icin kullanilir. Bu tanimlama herhangi sahis veya toplum icin kullanilmaz. Bu tanimlamayla kastedilen yanilmasi mümkün olmayan Allah Resulu (SallAllahu aleyhi ve sellem)'in gösterdigi ve rehberlik ettigi, sahabesinin ve bunlara güzelce uyanlarin yoludur. Bu sebepten dolayi Selefiyye/Selef Daveti körükörüne herhangi bir alimi veya imami takib etmez. Bilakis bu davet aynen selefi salihin tarafindan anlasilip yasandigi gibi Kur'an ve sahih sünnete sarilmaktir.

Gercek bir selefi tevhide cok önem verir: Allah (subhanehu ve teala) tüm mahlukatin yaraticisidir, ve her türlü ibadet yanliz O'nun hakkidir, en mükemmel sifatlar ve en güzel isimler O'nundur.

Gercek bir selefi her türlü ibadette Allah (subhanehu ve teala)'yi birler: duada, yardim istemede, basi daraltiginda ve bunaldiginda, kurban kesmede, yemin etmede, korkuda, umutda ve tevekkülde vs...
Gercek bir selefi sirkin tüm cesitlerini yok etmek icin gayret sarfeder. O bilir ki basari tevhidin sartlari yerine getirilmeden imkansizdir ve sirke karsi misliyle mucadele edilemez.
Gercek bir selefi Peygamber (sallAllahu aleyhi ve sellem)'in ve ondan sonra sahabesinin sünnetini takib eder. Peygamber (sallAllahu aleyhi ve sellem) söyle buyurdu:

"Benden sonra hayatta kalanlarınız bir çok ihtilâflar görecek. O zaman benim Sünnetime ve hidâyet üzere olan Râşid halifelerin (Hulefâ-i Râşidîn'in) Sünnetine sarılın." (Sahihtir. Tirmizi 2815, Ebu Davud 4607, Ibn Mace 429)

Baska bir rivayette:" Sizler, benim ve benden sonraki rasid halifelerimin yolundan ayrilmayin. O yola azı dislerinizle sımsıkı sarilin. Sonradan meydana gelen islerdende (bid'atlardan) sakinin, zira kuskusuz sonradan uydurulmus her is bid'at ve her bid'at bir sapikliktir. (Sahihtir. Ebu Davud, Tirmizi, Ibn Mace ve Ahmed rivayet etmistirler)
Gercek bir selefi ne zaman bir ihtilaf ciksa, su ayette emredildigi gibi omu Allah (azze ve celle)'ye ve Resulu (sallAllahu aleyhi ve sellem)'e götürür:
Allahu Teala söyle buyurur:"Ey iman edenler; Allah'a itaat edin. Rasule ve sizden olan emir sahiblerine itaat edin. Eğer bir şeyde çekişirseniz; Allah'a ve ahiret gününe inanmışsanız onun hallini Allah'a ve Rasulüne bırakın. Bu; hem hayırlı hem de netice itibariyle daha güzeldir." (Nisa Suresi, 59. Ayet)
Gercek bir selefi herhangi birinin görüsünden önce Allah (azze ve celle)'in ve Resulu (sallAllahu aleyhi ve sellem)'in sözüne öncelik verir, su ayete mutabik olarak:
Allahu Teala söyle buyurur:"Ey iman edenler; Allah'ın ve Rasulünün huzurunda öne geçmeyin. Allah'tan korkun. Muhakkak ki Allah; Semi'dir, Alim'dir." (Hucurat Suresi, 1. Ayet)

Gercek bir selefi Peygamber (sallAllahu aleyhi ve sellem)'in sünnetini ibadette ve davranislarda yeniden hayata gecirir/canlandirir. Bu da onu insanlar arasinda Peygamberin tanimladigi gibi bir garib durumuna düsürür:
Allah Resulu (sallAllahu aleyhi ve sellem) söyle buyurdu:“İslam garip başladı, başladığı gibi (bir hale) dönecektir. Ne mutlu o gariplere (sahihtir, Muslim rivayet etmistir)
Yine baska bir rivayette:"Gariplere müjdeler olsun" buyurdu. Dediler ki: Garipler kimlerdir? Buyurdu ki:"Kötü insanlar icinde ki salih insanlardir. Onlara isyan edenler, itaat edenlerden fazladir.” (Riyayet yollariyla sahihtir. Ahmed ve Taberani Evsatta rivayet etmistir)
Baska bir rivayette de Allah Resulu (sallAllahu aleyhi ve sellem) yine söyle buyurur:"Gariplere müjdeler olsun. Onlar insanlarin bozdularini düzeltirler. (Sahihtir. Ibn Ebi Seybe ve Taberani rivayet etmistirler"
[[“Garib” uzak olan demektir. Güneş, bizden uzaklaşıp kaybolduğu için “güneş gurub etti” denilir. Gurbet, vatandan uzaklaşmaktır. Gurubda, kaybolma, gitme, bir köşeye çekilme vardır. Anlaşılmayan söze, anlayıştan uzak olduğu için “garib” denir.(Bknz.el-Müfredat, s. 359, el-Mu’cemu’l-Vasit, s. 647; el-Kamûsu’l-Muhit I, 107-108.)
“Garib” kendi cemaatı, kavmi arasında olmayan, kendi beldesinde bulunmayan kimsedir. İlk müslümanlar kendi vatanlarında, kendi kavimleri arasında görünseler de gariptiler. Küfürle iman, akla kara, görmekle körlük, bilmekle cehalet kadar zıt ve uzaktı. Bu sebepten onlarla diğerleri arasında mekana bağlı olmayan bir uzaklık, hatta zıtlık sözkonusu idi.
Alimler, cahil çoğunluk yanında gariptirler(Bknz. el-Cami‘li Ahkamil-Kuran IV, 172, Az olan müminler, çok müşrik arasında gariptirler. Kötülerin ve şerlerin çokluğu yanında hayırlar ve hayırlılar az olunca garip olurlar. Fıskın, isyanların, büyük günahların içinde takva, amel-i salih gariptir.
Böyle kötü bir çevrede ve zamanda, iman ve salih amelin önemi pek büyüktür. İçinde yaşanılan çevrede, fısk, büyük günahlar, şer ve isyanlar ne kadar çoksa, orada barınabilen müminin, imanın, salih amelin, takvanın değeri o derece artmaktadır. İslam ve iman ilminin kalktığı, (el-Mufredat s. 359; el-Kamûsu’l-Muhit I, 108. Ayrıca bk. Te’vilü Muhtelifi’l-Hadis s. 107-108; el-‘Acluni Ali b. Muhammed Keşfu’l-Hafa, I-II, Kahire ty. 887 (islamın garip başlaması ile ilgili hadis-i şerif için bk.) müminin, müslümanın olmadığı veya çok az olduğu bir toplumda “garib” olmak, amellerin sevaplarını olabildiğince arttıracaktır. Müminin zelil, hakir edildiği, facirin yüksek tutulduğu, fıskın çok olduğu bir toplumda, imanın ve amellerin keyfiyeti çok büyüktür. Orada, din gariptir, müminler gariptirler.
Bu hadis-i şerife göre:
a) İslam garip başlamıştır. Başlangıcı tarih kitaplarında anlatılır. Bu işi ilk başlatanlar da bu bakımdan gariplerdir.
b) Sonra İslam, deniz dalgaları gibi zuhur etmiş(Baknz.Sunenu İbn-i Mace II, 1331 (no: 4015), 1339 (no: 4036: boş adamlar nutuk atacaklar.) 1344 (no: 4047: İlim ve Kuran yani onu anlama azalacak.) 1335 (no: 4050-4052: ilim kalkacak cehalet yeryüzüne inecek, o hakim olacak. Burada ilimden maksat, gün geçtikce gelişen teknik, fen ilimleri, değil, dini ilimlerdir). Ayrıca bk. el-Buhari, Muğire b. Berdubeh, Sahihu’l-Buhari, I-VIII), hak, iman, ahkam-ı ilahi galib olmuştur. Bir zaman gelecek, İslam ilk başladığı duruma dönecek, anlaşılamamasından ve hükümlerinin toplumda hakim olmamasından dolayı toplumda garip düşecektir.
Çoğu insanda bu menfi halin bulunması, bidatların ve cahiliye zihniyetinin toplumda yer etmesi ile toplumda genel bir bozulma olacaktır. Artık ilk garipler dönemi gibi son garipler dönemi de başlamıştır. İslamın başlangıcında müşrikler tarafından ashaba reva görülen şeyler; tahkirler, terziller, küçümsemeler, hafife almalar bu dönemde de kendini gösterecektir. Toplumda onlara hayat hakkı tanımama, onların inançlarını, fikirlerini ve hayat anlayışlarını ortadan kaldırma yoluna gidilecektir.
İlk gariplerin yaşadığı cemiyette, günahlar, isyanlar, fısk nasıl diz boyu ise, bu ikinci dönemde de adı müslüman olan bir toplumda günahkarların, fasıkların, kötülerin zihniyeti hakim olacaktır.
Yine ilk devirde olduğu gibi bu menfi çevrede bozulan ümmet içinde, az olan bir takım garipler bulunur. Onlar çoğunluğu teşkil edenler karşısında azlık olmalarına rağmen imanlarına yapışırlar, çoğunluğun akıp gittiği mecradan farklı bir yönde yürürler, kafa yapıları, hayata bakışları, anlayışları diğerlerine uymaz. Sanki o toplumun insanı değillerdir. Kendilerine yapılan her türlü işkenceye sabrederler, zaten karşı koymaya güçleri de yoktur. Maddi mağlubiyet ve mahkumiyetlerine rağmen, manen kuvvetlidirler. Dinlerine sıkı bir şekilde yapışırlar. İnançlarından ve yaşayışlarından taviz vermezler. İşte bunlar ümmetin sonunda gelen “Ğuraba” dır.
Son gariplerin yaşadığı bozulmuş cemiyetlerinde ne gibi kötü haller zuhur edeceğini Resulullah (SAV) hadis kitaplarının fitne ile ilgili bölümlerinde anlatmış, ümmetini önceden uyarmıştır. Onun için sahabelerin ilk devirde dinlerinde fitnelendikleri gibi ümmetin sonlarında da fitne pek büyük bir rol oynayacaktır.
Son Gariplerin zamanı da ilk gariplerin zamanı gibi pek şiddetli, tehlikeli, fitneli olacaktır. Resulullah (SAV) ahir zamandan haber verirken genel hatları ile o zamanı bize tasvir etmiştir.
Allah Rasülü’nün zaman zaman çeşitli şekillerde bize tablolaştırdığı bu fesat döneminde, bir bakıma ilk başladığı hale dönecektir.]]

Gercek bir selefi iyiligi emreder, kötülükten de nehyeder. O derin kaygilar icinden insanlari sirkten, bid'atlardan, batil yollardan, dinden dönenlerden ve ifsad edici gruplardan uyarir. Allahu teala söyle buyurur:
"Onlar; Allah'a ve ahiret gününe inanırlar. İyiliği emreder, kötülükten alıkoyarlar. Hayırlara koşuşurlar, işte onlar salihlerdendir." (Al-i Imran Suresi, 114. Ayet)

Gercek bir selefi sürekli bir pismanlikla Allah (subhanehu ve teala)'ya tevbe eder, her zaman Allah (subhanehu ve teala)'yi zikreder ve nefsini kötülüklerden arindirmak icin salih amellerde acele.
Allah (subhanehu ve teala) söyle buyurur:
„Ve nefse ve onu (en güzel bir bicimde) sekillendirene, sonra ona kötülük duygusunu ve sakinmayi da ilham edene yemin olsun ki, nefsini kötülüklerden arindiran felah bulmustur.“ (Sems Suresi, 7.-9. ayetler)

 Gercek bir selefi (isledikleri) günahlardan dolayi hemen hemen tüm müslümanlarin kafir oldugunu iddia eden haricilerden degildir. Sahabeyi kötüleyen, Kur'anin tahrif edildigini söyleyen, sahih sünneti reddeten ve ehli beyte tapinan siilerden de degildir. Imanin sadece amel etmeden dil ile ikrardan ibaret oldugunu iddia eden mürciyyeden de degildir. Allah (subhanehu ve teala)'nin sifatlarini inkar eden mu'tezileden de degildir. Allah'a ibadetlerinde kabir ve insanlari da icine alan/araci yapan ve (hasa) Allah'in mahlukatinda tecelli ettigini veya birlestigini iddia eden sufilerden de degildir. Her müslümani bir imamin veya alimin mezhebine uyulmasinin-velev ki bu mezheb muhkem ayetlere ve sahih sünnete muhalifte olsa zorunlu oldugunu israr eden mukallidinden (taklit edenlerden) de degildir. Bu zikredilenlerden dolayi gercek selefiler (bu bid'atcilar ve kendileri aralarinda mesafe koyan) Ehli Sünnet ve'l-Cemaattirlar. Bir cok rivayette zikri gecen Taifei Mansura (yardima mazhar taife) ve Firkayi Naciyedirler (kurtulus firkasi). Allah Resulu (sallAllahu aleyhi ve sellem) söyle buyurdu:„Ümmetimden hak üzere, asagilanip horlayanin veya karsi cikanin onlara zara veremeyecegi bir toplum, hic degismeden, Allah'in emri gelinceye kadar var olmaya devam edecektir.“ (Sahihtir. Buhari, Müslim ve digerleri tahric etmistirler)
Allah Resulu (sallAllahu aleyhi ve sellem) yine söyle buyurdu:„Benden sonra yaşayananlar birçok ihtilaflar görecektir. Sizlere sünnetime ve hidayete erdirilmiş raşid halifelerin sünnetine sarılmanızi tavsiye ederim. Ona azı dişlerinizle ısırır gibi sarılıp, bırakmayın, sizleri sonradan ortaya çıkmış işlerden sakındırırım. Şüphesiz her sonradan icad edilmiş şey bid’attir. Her bid’at de cehennemdedir.“ (Sahihtir. Ebu Davud,4607, Tirmizi 2815-2816 ve İbni Mace 42-44 tahric etmistir)
Allah Resulu (sallAllahu aleyhi ve sellem) yine söyle buyurdu: “Yahudiler yetmiş bir fırkaya ayrıldılar. Hıristiyanlar da yetmiş iki fırkaya ayrıldı. Ümmetim ise yetmiş üç fırkaya ayrılacaktır. Bunlardan bir tanesi hariç hepsi de ateştedir.” Dediler ki; “o (kurtulan) hangisidir?” buyurdu ki; “Cemaattir.” (Sahihtir. Ebu Davud, 4597, Ibn Mace 3992-3993)
Diğer rivayette; “Benim ve ashabımın üzerinde bulunduğumuz yolda olanlardır.” (Hasendir. Bknz. Tirmizi 2641)
[[„Şu durumda akidemizi, ibadetimizi, ahlakımızı ve gidişatımızı kavramak istediğimizde, daima bu esas üzerinde hareket etmemiz zorunludur. Müslüman için zaruri olan bu hükümlerin anlaşılması için salih selefimizin metoduna dönmekten başka yol yoktur. Ta ki kurtuluş fırkasından olmak hakikat olsun. ...Ayet(ler)in ve hadislerin gösterdiklerine dikkat etmeyen eski ve yeni pek çok taifeler, doğal bir sonuç olarak kendilerinden öncekilerin Kitap, sünnet ve salih selef yolundan saptıkları gibi bu konuda sapmıştır. (Bknz. Tekfir Fitnesi, Seyh el-Elbani)]]
Yukarida kaydettiklerimizi dikkatlice mutalaa eden bir müslüman selefilik disinda (kurtulusu icin) bir seceneginin olmadigini görür.

 

 

Selefi Davetin Ana Prensipleri
Selef daveti tevhid ve tezkiye temelleri üzerine bina edilmistir.
A.Tevhid 
Tevhid: Kulun ibadetleri esnasında, ibadetlerini yalnızca Allah’a has kılmasıdır. Tevhid inancı bütün peygamberlerin ortak inancıdır. Her peygamber kendi toplumunu tevhid inancına davet etmiş, onları tevhide ters düştükleri zaman uyarmışlardır. Yüce Rabbimiz şöyle buyurmuştur:

Muhakkakki biz her topluma (ümmete) yalnızca Allah’a ibadet etsinler, tağutlardan da kaçınsınlar diye bir peygamber gönderdik” (Nahl suresi 36.ayet).

Tevhid üç kısma ayrılır:
1.Rububiyet Tevhidi
2.Uluhiyet Tevhidi
3.İsim ve Sıfat Tevhidi

1.Rububiyyet Tevhidi
Tanımı:Allah’ı yapmış olduğu işlerinde birlemektir. Yaratma, öldürme, diriltme, yönetme sahip olma, rızık verme, yağmur yağdırma, tabiatı canlardırma, kuraklık verme, kısırlık verme, bütün tabiat olaylarını sağlama ve benzerleri gibi bir çok Yüce Allah’ın zatına ait işler vardır. Peygamberimiz (sallallahu aleyhi ve sellem) zamanındaki kâfirler biraz önce bahsettiğimiz bütün fiillere inanıyorlar, bütün bu işlerin hepsinin Allah tarafından vuku buldurulduğunu biliyorlardı. Yüce Allah bu konuda şöyle buyurmuştur: “Eğer onlara yerleri ve gökleri kim yarattı diye soracak olursan sana şübhesizki Allah yarattı diyeceklerdir” (Zumer suresi 38.ayet). Tevhidin bu türünü müşrikler kabul etmişler fakat bu durum onların islama firmeleri için yeterli olmamıştır. Çünkü tevhid bir bütündür parçalanamaz. Bir kişinin islama girebilmesi için tevhidi bütün çeşitleri ile kabul etmesi lazımdır.

 2.Uluhiyyet Tevhidi
Tanımı:
İnsanların yapmış oldukları ibadetlerde Allah’ı birlemeleri demektir. Bu ibadetlerden kasıt Allah (subhanehu ve teala)'ya yakınlaşmak, ondan sevap ve derece beklemektir. İşte bu ibadetlere birer örnek teşkil eden dua, adak, kurban kesme, fayda ümit etme, zararından korkma, tevekkül etme, korku duyma Yüce Allah’tan başkasına sarf edilemez. İbadetlerin Allah (subhanehu ve teala)’dan başkasına sarf edilmesi, hak sahibine hakkının verilmemesi demektir ki buda en büyük zulumdür. Hiç kimse sırf Allah için namaz kılmadıkça, aracısız bir şekilde sırf Ona dua etmedikçe, yardım istemedikçe, sırf Allah için kurban kesmedikçe, yapmış olduğu ibadetin karşılığında bir ecir alacak değildir. Mezarlarda yatan salihlerden, evliyalardan, ermişlerden Allah (subhanehu ve teala)’a ait bazı vasıflara sahiplermiş gibi onlardan yardım istenecek olunursa elbetteki Mekke müşriklerinden daha kötü bir duruma düşülmüş olur. Allah şifa verendir. Eğer kul Allah’tan başkasının, bir velinin yada güçlü olduğu bir şeyler yapmaya, fayda vermeye gücünün yeteceğini düşündüğü şeylerin kendisine şifa verebileceğini düşünürse küfre girmiş, Islam'dan çıkmış olur. O şahıs için artık ister hrıstiyanlık ister ise yahudilik dinine girmesi Onun için bir değişiklik değildir. Çünkü bu iki dindede Allah’ın dışında başka bir şeylerden yardım bekleme, O'nun dışında başka bir şeylerinde güç ve yönetimde söz sahibi olma şeklinde bir inanışları vardır. Dolayısı ile saf Allah inancı olan tevhid akidesinden çıkıldığı anda hrıstıyanlık ve yahudulik inançlarında var olan Allah’ı birden fazla sayma sapıklığına düşülmüş olur. İbadetler çok çeşitlidir. Her ibadetin başka biri ile bir alakası vardır. Dolayısı ile ibadetin birinde şirk düşüldüğü anda diğerlerinde de otomatik olarak şirke düşülmeye başlanır. Örneğin kurban kesme bir ibadettir. Allah’ın dışında başka bir şeye kurban kesilirse bunun kurban kesene fayda verdiği zannedilir. Fayda yalnızca Allah’ın  istemesi ile olan bir şeydir. Dolayısı ile Allah’tan başkasından fayda beklemekle şirke düşülmüş olunur. Kurban belirli bazı şartlar yerine getiririlerek kesilir. Eğer bu şekilde yapılmayacak olunursa bir belanın musibetin geleceğinden korkulur. Allah’tan başkasıda zarar veremeyeceği için O'nun dışında başka bir şeyin de zarar verebileceğine inanarak şirke düşülmüş olunur. Dinimizde ibadetler ancak o konu hakkında bir hadis ya da ayet olursa tatbik edilebilir. Bunun dışında delilsiz bir şekilde ibadette bulunmak tek hüküm verici Allah dışında birilerininde hükümler koyabileceğine inanmaktır ki bu da şirktir. Böylece Allah’ın dışında başka bir şeye, O'nun izni olmaksızın kurban kesilirse hakimiyetine karşı bir suç işlenmiş sayılır ve şirke düşülür. Kendisi için kurban kesilen kimse Allah’ın dışında yardımı beklenilen kimsedir. Allah’ın dışında başka bir şeylerden yardım talep etmek ise şirktir. Böylece Allah’ın dışında başka bir şeylerden yardım beklemek gayesi ile kurban kesilecek olursa Allah’a şirk koşulmuş sayılır. Daha bu şekilde yüzlerce örnek çıkartılabilir.

 3.Isim ve Sifat Tevhidi
Tanımı:
Bu tevhid ile Allah’u Tealanın güzel isimleri, O'nun sahib olmuş olduğu özelliklerini belirten sıfatları kastedilmektedir. Rahman, Rahim, Ğafur, Settar gibi adlar Allah (subhanehu ve teala)’nın güzel isimlerindendir. Semiî (her şeyi işiten) isminden anlaşılan işitme sıfatıda Allah (subhanehu ve teala)'ın bir özelliğidir. Esma ve sıfat tevhidine iman Allah (subhanehu ve teala)’ın isim ve sıfatlarının ifade etmiş olduğu manalara hiç bir şekilde bir değiştirmeye, saptırmaya çalışmaksızın, manasını ibtal etmeksizin olduğu gibi inanmakla olur. Onun isim ve sıfatları ile kendisi dışındaki hiçbir şey ile benzerlik kurmak da caiz değildir. Bu tevhid Allah’ın zatı ile alakadar olduğu için bir yaratıcıya inanma ihatiyacı duyan insanoğlu bu konuda da bir çok sapıklıklara düşmüş, sapıtmalara gitmiştir. Kulun isim ve sıfat tevhidinde doğru yolda olabilmesi için sağlam ve terazili bir inanca sahip olması gerekir. Kul Allah’ın isim ve sıfatlarını olduğu gibi kabul edecek, her hangi bir değişikliğe gitmeyecek, manasını değiştirmeyecek, her hangi başka bir şeye benzetmeyecek manasını kökten iptal etmeyecektir. Çünkü kul rabbinin keyfiyyetini ancak Onun kendisine bildirdiği kadar bilebilir. Bu sebebten kensinden nasıl geldi ise o şekilde iman etmek gerekmektedir. Kul eğer kendi mantığı ile hareket edecek olursa hata yapmış olur. Çünkü Allah (subhanehu ve teala) gaybiyyatın en büyüğüdür. Onun hakkında fikir yürütmek akılla hareket etmek gaybi bir meselede akıl yürütmek demektir ki, bu da dinen caiz değildir. Allah’a Kur'an ve Sünnette nasıl gelmiş ise o şekilde iman etmek gerekmektedir. Öylede Allah’ın kendisi için isbat ettiklerini her hangi bir ekleme yapmadan, olduğu gibi kabul edip, bu şekilde Allah (subhanehu ve teala)’ı tanımamız aklımızın yetmediği noktalarda da yücelerin yücesi rabbimize yakıştığı gibidir deyip (sözü) kesmemiz gerekmektedir.

 

B.Tezkiye
Tezkiyenin manasi Allah'in emirlerine itaatla ruhu arindirmadir.Allah'in bu ümmete büyük bir rahmetidir. Allahu teala söyle buyurmaktadir:

Andolsun ki Allah, mü'minlere, içlerinde kendilerinden onlara bir peygamber göndermekle lütufta bulunmuştur. (Ki O) Onlara ayetlerini okuyor, onları arındırıyor ve onlara Kitabı ve hikmeti öğretiyor. Ondan önce onlar apaçık bir sapıklık içindeydiler. (Al-i Imran Suresi, 14. Ayet)

Tezkiyenin ne manaya geldigi daha iyi acikliga kavusmasi icin asagidaki bilgiler yardimci olacaktir:

1.Kur'an ve sünnet tezkiyenin tek kaynaklaridir.
2.Peygamber (sallAllahu aleyhi ve sellem) insanlar arasinda secilmis en üstün insandir. O'nun ahlaki Kur'anin aynasidir. Bu sebepten dolayi tezkiye icin örnegimiz O'dur. Allah (subhanehu ve teal) buyuruyor ki:

Andolsun, Allah’ın Resûlünde sizin için; Allah’a ve ahiret gününe kavuşmayı uman, Allah’ı çok zikreden kimseler için güzel bir örnek vardır.“ (Ahzab Suresi, 21. Ayet)

3.Bir toplum olarak Peygamber (sallAllahu aleyhi ve sellem)'in sahabesi ve selef tezkiye icin takib edilecek güzel bir örnektir.

4.Allah Resulu (sallAllahu aleyhi ve sellem) getirdiginin disinda Allah'a yaklastiracak baska bir yol yoktur. Allah Resulu (sallAllahu aleyhi ve sellem) söyle buyurdu:"Kim, bizim dinimizde olmayan bir şeyi sonradan ona sokarsa o, reddedilmiştir." (Sahihtir. Buhari ve Müslim rivayet etmistir)

5.Nefsi tezkiye etmek/arindirmak icin Islam ögretilerinin haricinde bir yol yoktur. Allah (subhanehu ve teala) söyle buyurur:

Ey iman edenler! Hepiniz topluca barış ve güvenliğe (İslâm’a) girin. Şeytanın adımlarını izlemeyin. Çünkü o, size apaçık bir düşmandır.“ (Bakara Suresi, 208. Ayet)

Bundan dolayi müslümanlarin imanini ve ibadetlerini sufilerin yaptigi gibi bozan cesitli firkalarin degisik ayinleriyle nefis tezkiye edilemez.

6.Selefin menheci takvanin gercek yansimasidir. Bu yol nifaksiz bir iman ve fesadsiz bir hakikattir.

 (2.kisimda devam inseAllah)

1/11/2008

Nicin Selef Daveti? 2.Bölüm

 

Selefi Davetin Hedefi ve Günümüzdeki Tatbiki

Selefi davet siyasi bir parti veya yeni bir mezheb degildir, bilakis Islam'in kültür, irk, renk ayrimi gözetmeksizin tüm insanlara hitap eden bir asli cagridir. Bu davet mükemmel olarak Islam anlayisinin ve ögretileri dogrultusunda yasama gecirmenin metodudur.

Sonuc olarak selefi davetin hedefi Islam cagrisinin hedefi oldugu asikardir. Bundan dolayi selefiler cesitli tarikat ve gruplardan davetlerinin prensipleri ve metodu geregince uzak dururlar. Islam'a daha iyi ve dogru anlasilmasi icin bir bütün olarak davet ederler. Sapiklik icindeki Gruplara ve inhiraf eden tarikatlar kendi nefislerini tatmin etmek icin üzerinde israrla Islam'in baska özelliklerini ihmal ederek, gercek görevlerini ve hedeflerini yitirene dek bazi hasletlere davet ederler, Allah (subhanehu ve teala)'nin su ayetlerde buyurdugu gercek görevlerini umursamadan:

"Ben cinleri ve insanları, ancak bana kulluk etsinler diye yarattım." (Zariyat Suresi, 56. Ayet)
Yine Allah (subhanehu ve teala) söyle buyurur:

"Hâlbuki onlara, ancak dini Allah’a has kılarak, hakka yönelen kimseler olarak O’na kulluk etmeleri, namazı kılmaları ve zekâtı vermeleri emredilmişti." (Beyyine Suresi, 5. Ayet)
Bu esaslar itibariyle tüm peygamberlerin ortak daveti sunlardir:
1.Allah'i tevhid etmeye cagirmak
2.Sirkin nefyi
3.Allah'a ibadette ihlas
4.Peygamberlere (aleyhimusselam) itaat ve getirdiklerini tabi olma.

Bu özellikler selefi davetin ruhunu teskil etmektedir.Asagidakiler bu karakteristik özelligi anlamada yarcimci olacaktir:
1.Kur'an'a ve peygamberin sahih sünnetine selefin anladigi ve amele cevirdigi gibi anlamaya dönüs. Bu Allah (subhanehu ve teala)'nin su ayetlerindeki buyruklariyla ahenk icerisindedir:
"Kim, kendisine hidayet (doğru yol) besbelli olduktan sonra peygambere karşı çıkar, mü’minlerin yolundan başkasına uyarsa, onu yöneldiği yolda bırakırız ve cehenneme sokarız. Orası ne kötü bir varış yeridir." (Nisa Suresi, 115. Ayet)
"Eğer onlar böyle sizin iman ettiğiniz gibi iman ederlerse, gerçekten doğru yolu bulmuş olurlar; yüz çevirirlerse onlar elbette derin bir ayrılığa düşmüş olurlar. Allah, onlara karşı seni koruyacaktır. O, hakkıyla işitendir, hakkıyla bilendir." (Bakara Suresi, 137. Ayet)
2.Müslümanlarin yasayislarini Islam'in saf ve baslica iman esaslarina yabanci olan her türlü sirkten, bid'atlardan, felsefik ve ideolojik fikirlerden arindirmalari icin onlari uyarmak ve nasihat etmek. Bu Allah'in bize yükledigi bir görevdir:
"İyilik ve takvada yardımlaşın, günah ve düşmanlık üzerine yardımlaşmayın. Allah'tan korkun; çünkü Allah'ın cezası çetindir." (Maide Suresi, 2. Ayetin sonlari)
3.Peygamberimizin sünnetini zayif ve uydurma rivayetlerden temizlemek. Burda ve yukarida kaydettigimiz problemler Islam'in berrakligina zarar vermis ve müslümanlarin ilerlemesini engellemistir. Hadiste buyruldugu gibi bizim söyle bir mes'uliyetimiz var:

" Sonraki her nesilden bazilari bu ilmi,adalet ve ehliyetle yüklenecek ve yüklendikleri ilim sayesinde asiri gidenlerin tahriflerini, batil ehlinin din icinde din icad etme girisimlerini, cehalet ehlinin batil tev'illerini bertaraf edeceklerdir.“ (Sahihtir, Ibn Adiyy ve digerleri. Hatib-i Bagdadi'nin nakline göre, Imam Ahmed bin Hanbel'e: „Bu hadis, mevzu/uydurma bir hadise benziyor gibi, acaba siz bu hususta ne dersiniz?“ diye soruldugunda, o demistir ki:“Asla, bu hadis sahihtir. Ben bunu pek cok hadis üstadindan duymusumdur.)

[[ Ibn Kayyim el-Cevziyye hadisin aciklama sadedinde der ki: „Iste bu hadis, Islam hidayetine zarar verecek olan üc siniftan bahsetmekte ve bunlardan asiri gidenlerin dinde tahrifat yapacaklarini, batil ehlinin birtakim batil görüsler ve mezhebler icad edeceklerini haber vermektedir. Fakat her müslüman nesilde, ilim ve diyanet ehlinin tam bir adalet ve ehliyetle bunlara ve bunlarin tahribatina karsi cikacaklarini, onlarin ifsadlarina karsi islah ve ihya hareketinde bulunacaklarini da bildirmektedir. Zaten bu ilim, takva ve diyanet ehli olmasaydi, muhakkak Allah'in dininin asli bozulur, din diye bir sey kalmazdi. Sübhesiz Allah (subhanehu ve teala)'nin bu ümmete böyle alimleri göndermesi, O'nun en büyük lütuflarindan biridir.“ (bknz. Igaset'ul-Lehvan fi mesayidi's-Seytan/Seytanin Tuzaklari ve Insanlarin Kurtulus Yollari.)]]

Bu (hadiste bahsedilen) toplum hic sübhesiz hadis ehlidir-ki onlar sert ve kati kriteleriyle bir hadisin sihhatini ve ravilerin güvenirligini kontrol ederek Peygamber (sallAllahu aleyhi ve sellem)'den gelen rivayetlerin dogrulugunu tesbit etmeye calisirlar. Onlar ki hadislere Peygamberin su buyrugundan dolayi derin hürmet ve saygi gösterirler:

"Şüphesiz ki benim üzerimden söylenen bir yalan başka bîrinin üzerinden söylenen yalan gibi değildir. İmdi her kim kasden benim üzerim­den yalan söylerse Cehennem'deki yerine hazır olsun!" (mutevatir bir Hadistir. Müslim ve digerleri tahric etmistir.)
[[Imam Muslim kitabinin mukaddemesinde bu hadise söyle aciklamalar getirir: der ki (rahimehUllah):" Başkasının üzerinden söylenen yalan te'Iif ve te'vil götürür, onun işi kolaydır:" Ama benim üzerimden uydurulan yalan ondan daha ehven hile olsa günahı onunkinden çoktur" demektir. Peygamber (sallAllahu aleyhi ve sellem)'in üzerinden uydurulan yalana şiddetli azâb lâzım gelmesi başkasının üzerinden yalan uydurmanın mubah olmasını iktizâ etmez. O da başka delillerle haramdır. Bu iki nevi' yalanın birbirinden farkı; Resulullah (sallAllahu aleyhi ve sellem) üzerinden yalan uyduran kimseye cehennemin mesken tayin edilmesi; ötekine edilmemesidir. Bundaki hikmet meydandadır. Çünkü Peygamber (sallAllahu aleyhi ve sellem) Allah 'dan haber verir. Şu halde onun üzerinden söylenen yalan AIIah'in üzerinden söylenmiş gibi olur ki böylelerinin azabının pek şiddetli olacağı nassı Kur'an'la sabittir. Allahu Teala En'am   Sûresi;   Âyet 21 de: "Allah'a yalan iftirasında bulunanla âyetlerim yalanlayandan daha zalim kim olabilir?" buyurarak kendisine iftirada bulunanla kâfiri bir tut­muş;   Zümer   Sûresi,   Âyet 60 da : "Kıyamet gününde Allah'ın üzerinden yalan uyduranların yüzlerini simsiyah göreceksin!"  buyurmuştur.Bu hususta âyetler çoktur...]]

Böylelikle anlasilmistir ki hadis ehli Islam'in pratikte, teoride ve nakletmede berrakligini ve dogruluguna riayet eden seleften baskasi degildir.

 

Hadis ilminin gelismesinde ve mudafaasinda öne cikan bazi büyük hadis imamlarinin bazilari sunlardir (vefat yillari hicridir):

Buhari (v.256), Muslim (v.261), Tirmizi (v.279), Nesai (v.303), Ebu Davud (v.285), Ibn Mace (v.272), Imam Ahmed ibn Hanbel (v.241), Imam Malik (v.179), Darimi (v.255), Ibn Hacer el-Askalani (v.852), Imam Suyuti (v.911) ve günümüzde Seyh Muhammed Nasiruddin el-Albani (v.1420) (Allah hepsinden razi olsun) gibi...

Diger ilimlerde ön plana cikan alimlerin bazilarini söyle siralayabiliriz:

Imam Ebu Hanife (v.150), Evzai (v.157), Sufyan es-Sevri (v.161), Leys bin Saad (v.175), Abdullah ibn Mubarek (v.181), Sufyan ibn Uyeyne (v.198), Imam Safii (v.204), Ishak ibn Rahuye (v.238), Ibn Teymiyye (v.728), Hafiz Zehebi (v.748), Ibn Kayyim el-Cevziyye (v.751), Ibn Kesir (v.774), Imam Satibi (v.791), Ibn Receb el-Hanbeli (v.795), Imam Sevkani (v.1250), Muhammed bin AbdulVehhab (h.1206) ve talebeleri (Allah hepsinden razi olsun)
[[Burada Ibn Teymiyye'den sonrakilerin hepsi, ya bizzat Hafiz Zehebi ve Ibn Kayyim el-Cevziyye ve Ibn Kesir gibi, ya da dolayli yoldan Ibn Teymiyye'nin ögrencileridir. Buna Ibn Hacer el-Askalani'yide ekleyebiliriz ki Ibn Teymiyye'nin ögrencisi Ibn Kesir'in ögrencisidir, der ki:"Ibn Teymiyye hic bir sey yazmasa idi bize, Ibn Kayyim yeterli idi."Aslinda hic bir firka selefi alimlerin verdigi eserlerden faydalanmamazlik yapamaz. Günümüzde bir cok alim gecinen zevat kaynak vermeden selef alimlerinden alinti yapar ve kendi sözü veye görüsü gibi ortaya koyar.]]

4.Müslümanlarin Islam''in dogru anlamalari, ögretileri dogrultusunda hareket etmeleri, erdem ve ahlakla kendilerini bezemeleri icin terbiye etmek ve egitmek. Sonuc olarak su ayette buyruldugu gibi insanlar Allah'in rizasina kavusacak ve mutlu ve izzetli bir yasam süreceklerdir:

Asra andolsun, insan gerçekten ziyan içindedir.Ancak, iman edip de sâlih ameller isleyenler, birbirlerine hakki tavsiye edenler, birbirlerine sabri tavsiye edenler müstesna. (Asr Suresi, 1-3. Ayetler)
[[Bu sure Mekke’de inmiş olup üç ayetten oluşmaktadır. Sure adını ilk ayette geçen “asr” kelimesinden almıştır. Asr suresi kısa olmakla beraber Kuran'daki bütün nasihatlerin özü sayılır. Ibn Cerir e-Taberi surenin tefsiri sadedinde der ki: “Ancak Allah'ın birliğine iman edip onu birleyenler, onun emirlerini tutup yasaklarından kaçınarak salih ameller işleyenler, birbirlerine, Allah'ın gönderdiği emirleri yerine getirmenin gerekliliğini tavsiye edenler, yine birbirlerine, Allah'a itaatte sabretmeyi tavsiye edenler hüsrana uğrayanların dışındadır.“ İmam Şafii’nin bu sure hakkında “Şayet Kur’anda başka bir şey nazil olmasaydı. Bu sure insanlara yeterdi. Çünkü o Kur’anın bütün bilgilerini içine almıştır” dediği nakledilir.]]

5.Islam prensipleri dahilinde islami ilimleri inatci mezheb taassubcularina ve hiziblere körü körüne sadakat gösterenlere karsi yeniden canlandirmak. Bu problemler müslümanlari tertemiz Islam'in aslindan alikoymus ve Allah'in bizden istedigi kardesligin yok olmasina neden olmustur:

Toptan Allah'in ipine sarilin, firkalasmayin“ (Al-i Imran Suresi, 103. Ayet).

Özellikle Islam kardesligi-ki akidenin ayrilmaz bir parcasidir. Allah (subhanehu ve teala) Kur'an'da onlar hakkinda söyle buyuruyor:

Mü’min erkekler ve mü’min kadınlar birbirlerinin dostlarıdır. İyiliği emreder, kötülükten alıkoyarlar. Namazı dosdoğru kılar, zekâtı verirler. Allah’a ve Resûlüne itaat ederler. İşte bunlara Allah merhamet edecektir. Şüphesiz Allah mutlak güç sahibidir, hüküm ve hikmet sahibidir.“ (Tevbe Suresi, 71. Ayet)

Ebu Hureyre (radiyAllah anh) Allah Resulu (sallAllahu aleyhi ve sellem)'in söyle buyurdugunu nakleder:“Nefsim elinde olan Allah'a yemin ederim ki sizler iman etmedikçe cennete giremezsiniz Birbirinizi sevmedikçe de iman etmiş olmazsınız Yaptığınız takdirde birbirinizi seveceğiniz bir şey söyleyeyim mi? Aranızda selamı yayınız!" (Sahih bir hadistir. Müslim, Tirmizî, İbni Mace ve digerleri tahric etmislerdir.) Baska bir hadislerinde Allah Resulu (sallAllahu aleyhi ve sellem) söyle buyurur:“Kendisi için istediğini mümin kardeşi için istemeyen iman etmiş olmaz“ (Sahihtir. Buhari ve Muslim ittifaken)

Bütün bu sevgilerin temeli Allah sevgisidir.Tüm bu sevgiler Allah icin olmali ve tüm nefret ve bugzetmelerde yine Allah icin olmalidir. Allah (subhanehu ve teala) söyle buyurur:

Allah’a ve ahiret gününe iman eden hiçbir topluluğun, babaları, oğulları, kardeşleri yahut kendi soy-sopları olsalar bile, Allah’a ve peygamberine düşman olan kimselere sevgi beslediğini göremezsin. İşte Allah onların kalplerine imanı yazmış ve onları kendi katından bir ruh ile desteklemiştir. Onları, içlerinden ırmaklar akan ve içlerinde ebedî kalacakları cennetlere sokacaktır. Allah onlardan razı olmuş, onlar da Allah’tan razı olmuşlardır. İşte onlar, Allah’ın tarafında olanlardır. İyi bilin ki, Allah’ın tarafında olanlar kurtuluşa erenlerin ta kendileridir.“ (Mucadele Suresi, 22. Ayet)

Ve yine bir ikaz olarak:

"Onları gördüğün zaman kalıpları hoşuna gider, konuşurlarsa sözlerini dinlersin. Onlar sanki duvara dayanmış kütükler gibidir. Her gürültüyü kendi aleyhlerine sanırlar. Düşman onlardır. Onlardan sakın. Allah onların canlarını alsın. Nasıl bu hale geliyorlar?" (Munafikun Suresi, 4. Ayet) buyurur.

6.Problemlerin cözülmesinde Islam'a basvurulmasi, gercek bir Islami hayatin yasanmasi, gercek bir Islam toplumunun olusmasi, Allah'in kanunlariyla hükmedilen, adaletin ve hakikatin insanlar arasinda gerceklesmesi icin Islami kanunlarin yeniden ihyasi. Allah (subhanehu ve teala) söyle buyurur:

Aralarında, Allah’ın indirdiği ile hükmet. Onların arzularına uyma ve Allah’ın sana indirdiğinin bir kısmından (Kur’an’ın bazı hükümlerinden) seni şaşırtmalarından sakın. Eğer yüz çevirirlerse, bil ki şüphesiz Allah, bazı günahları sebebiyle onları bir musibete çarptırmak istiyor. İnsanlardan birçoğu muhakkak ki yoldan çıkmışlardır.“ (Maide Suresi, 49. Ayet)

Hevalarina göre hükmeden ve kanunlar koyanlar hakkinda Allah (subhanehu ve teala) yine söyle buyurur:

Allah’ın indirdiği ile hükmetmeyenler kâfirlerin ta kendileridir.“ (Maide suresi, 44. ayetin son kismi)
7.Küfre karsi zaferin Islam'in olacagina, baris ve adaletin hüküm sürecegine kesin inanmak. Zira bu Allah'in iman edenlere va'adidir:

Onlar ağızlarıyla Allah’ın nurunu söndürmek istiyorlar. Hâlbuki kâfirler istemeseler de Allah nurunu tamamlayacaktır. O, kendisine ortak koşanlar hoşlanmasa da, dinini bütün dinlere üstün kılmak için peygamberini hidayet ve hak din ile gönderendir.“ (Saff suresi 8.-9. ayetler)

Bu sebeplerden dolayi selef sabir, takva ve azimle dininde, nasihatinda ve davetinde her zaman ümitle beklemeye yönlendirmistir. O sayet bu yolda ölecek olursa yinede kazancli cikacaktir. Ya bu dünya da ya da en gec ahirette gayretlerinin karsiligini görecektir. Allahu teala söyle buyurdu:

Allah’ın yardımı ve fetih geldiğinde ve insanların bölük bölük Allah’ın dinine girdiğini gördüğünde, Rabbine hamd ederek tesbihte bulun ve O’ndan bağışlama dile. Çünkü O, tövbeleri çok kabul edendir.“ (Nasr suresi, 1.-3. ayetler)

Ve ahirette de:

Muhakkak takva sahibleri icin kurtulus vardir.) (Nebe suresi, 31. ayet)

Ve yine hakeza:

Şüphesiz, iman edip, salih ameller işleyenler var ya; işte onlar yaratıkların en hayırlısıdırlar. Rableri katında onların mükâfatı, içlerinden ırmaklar akan, içlerinde ebedî kalacakları Adn cennetleridir. Allah onlardan razı olmuştur, onlar da Allah’tan razı olmuşlardır. İşte bu mükâfat Rablerine derin saygı duyanlara mahsustur.“ (Beyyine Suresi, 7.-8- ayet)





 

 

 

Selefi Davet hakkindaki yanilgilar
1.Selef  davetini (herhangi) bir hareket olarak tanimlamak yanlistir. Artik herkesin idrak etmesi gerekir ki selefi davet ne eksik ne fazla olarak Islam'in aslinin yansimasidir. Bu davet tüm ögretileri ve icerigiyle Islam'in özünü teskil etmektedir. Her kim selefiyye hakkinda bilincsizce konusuyorsa, bilsin ki o kisi bilincsizce Islam hakkinda konusuyordur. Zira selefiyye  Kur'an ve sahih sünnetin selefi salihinin anlayisi ve aksiyonu isigindaki ögretisidir. "Hareket" tabiri gelip-gecici ve irticai gruplasmalar icin kullanilmaktadir, oysa selefi davet Peygamberlerin (aleyhimusselam) tek dogru, sürekli ve hayirli olan ortak cagrilaridir.
2. Selefilerin Ibn Teymiyye'ye, Ibn AbdulVehhab'a (teymiyyecilik,vehhabilik veya vahhabilik gibi isimlendirmelerle) veya baska birine bagli olan besinci vs. gibi bir  mezheb oldugunu düsünmek. Bu büyük bir yanilgidir. Zira yukarida da acikladigimiz gibi selefilerin kaynaklari Kur'an, Sünnet ve selefi salihinin anlamada ve amele dökmede ki menhecidir/metodudur. Sayet bir alim ictihadini bu kaynaklara dayanarak yaparsa o zaman ondan aliriz, lakin bu (hüsnükabul) alimin dediginden dolayi degildir, Allah ve Resulu öyle buyurdugundandir. Eger bu kaynaklara muhalefet ederlerse reddedilirler. Selef arasindaki ihtilaflar sahabe döneminden beri var olan fikhi konulardaki ihtilaflardir, ama akide konularinda asla ihtilaf olamaz!

Allah Resulu (sallAllahu aleyhi ve sellem) söyle buyurdu:"Hakim ictihad eder ve ictihadında isabet ederse iki sevap kazanır, hata ederse bir sevap kazanır" (Sahihtir. Buhari ve Muslim ittifaken)

Her konuda selefiler Allah'in buyrugu geregince bir cok mes'elede alimlere veya islami ilimlerde derinlesmis olanlara danisirlar:

"Eğer bilmiyorsanız, bilenlere sorun." (Nahl Suresi, 43. Ayetin son kismi)
3.Selef, selefi, selefi salihin, selefiyye, selefiyye daveti gibi terimler Islam alimleri tarafindan erken dönemlerde kullanilagelmistir, dolayisiyla eserlerinde buna sikca rastlanabilinir.

[[Mesela Ibn Teymiyye'den söyle nakledilir:“Selef, nebilerin ve resullerin mirascilaridirlar. Onlar bilgilerini ilahi risalet kaynagindan ve iman gerceklerinden almislardir“ (bknz.Fetva el-Hameviyye li'l Seyhulislam Ibn Teymiyye)]]

Selef alimleri daha ilk  dönemlerde bile sapik ve bid'atci firkalardan farkliliklarini ve Islami kaynaklarin aslina bagliliklarini her firsatta bildirmislerdir. (rahimehumUllah. Allah kendilerinden razi olsun)

[[İmam Muslim (rahimehuAllah) tarıfından "Sahih" kitabının mukaddimesinde (16. sahife) Abdullah ibn Mubarek (rahimehAllah) 'ın şu sözü nakledilir: "...bütün insanların önünde şöyle demesi adetiydi: 'Amr bin Sabit'in (rivayet ettiği) hadislere itibar etmeyin, çünkü o selefe hakaret ederdi'."]]
Bundan dolayi alimlerin bircogu ya yukaridaki terimleri veya ayni manaya gelen „Ehli sünnet ve'l cemaat“ ve „Ehli Hadis“ gibi tabirleri kullanagelmislerdir, zira daha ilk devirlerde hariciler ve mürtedler Islami yapiyi bozmaya ve yikmaya calismislardir. Dolayisiyla Peygamber (sallAllah aleyhi ve sellem)'in ve sahabesinin takipcileri anlamina gelen,dogru ve katisiksiz iman ile herkeze acik ve netligi ifade eden bu terimleri kullanmak mesrudur.

Davetleri tüm müslümanlari (hatta tüm insanligi) kapsamaktadir zira Allah (subhanehu ve teala) bizi söyle ikaz etmektedir:

Toptan Allah'in ipine sarilin, parcalanmayin.(Al-i Imran Suresi, 103. ayet)

Peygamber (sallAllahu aleyhi ve sellem)'in ve sünnetinden ve sahabesinin yolundan fersah fersah uzak, disa kapali, gizli calisan ve cemaatlarindan olmayanlari dislayan siyasi ve mistik gruplar gibi icine kapali degil, bilakis davetleri acik ve umumidir. Bu gruplari „yikici hizibler“ olarak isimlendirebiliriz. Allah (subhanehu ve teala) bu firkalar hakkinda söyle buyurur:

Şu dinlerini parça parça edenler ve kendileri de grup grup ayrılmış olanlar var ya, (senin) onlarla hiçbir ilişiğin yoktur. Onların işi ancak Allah’a kalmıştır. Sonra (O), yapmakta olduklarını kendilerine haber verecektir.“ (En'am suresi, 159. ayet) ve yine söyle buyurur:

Onlardan ki dinlerinde firka firka olmuslardir, ve her hizib yanindakiyle övünüp
sevinmektedir." (Rum suresi, 32. ayet)

4.Selefi davet agirlikli olarak terbiyeye önem verir. Hedef ise sadece üniversitelerde okutulan veya teorilerden ibaret olan bir düsünce degil, dinlerini daha iyi anlayan ve en güzel bir bicimde hayata yansitan müslümanlardan bir toplum olusturmaktir.

 

 

 

Selefi davetin görevleri ve davette gerekli olan özellikler

Selef Allah (subhanehu ve teala)'nin buyruguna harfiyyen yenine getirmede cok gayret gösterir, zira Allahu söyle buyurmaktadir:

Rabbinin yoluna, hikmetle, güzel öğütle çağır ve onlarla en güzel şekilde mücadele et. Şüphesiz senin Rabbin, kendi yolundan sapanları en iyi bilendir. O, doğru yolda olanları da en iyi bilendir.“ (Nahl Suresi, 125. ayet)

Ve yine söyle buyurur:“Bil ki Allah’tan başka hiçbir ilâh yoktur. Hem kendinin, hem de inanmış erkek ve kadınların günahlarının bağışlanmasını dile! Allah, gezip dolaştığınız yeri de, içinde kalacağınız yeri de bilir.“ (Muhammed Suresi, 19. ayet) Ibn Teymiyye'nin talebesi Ibn Kayyim el-Cevziyye bu ayeti selefi bir tarzda söyle aciklar:“Islam'a davet eden kiside su hasletlerin olmasi gerekmektedir: ilim, izzet, sözlerinde ve amellerinde ihlas, edeb ve ahlak, dinleyenin aklina hitap edebilme yetenegi, sabir, sakin bir mizac ve metanet.“
Davetin dogru yapilabilmesi icin selefiler Islam'in kurallari, kaynaklari ve üslubunda ilmin yeterli olmasina cok ehemmiyet verirler, onlar Allah'in dinine özenle cagirmaya devam ederler, zira 1400 seneden beri bu din bu samimi ve azimli alimlerin ve talebelerinin gayretleriyle bize kadar intikal etmistir.

[[Ve Allah'in izniyle kiyamet gününe kadar aslini koruyup bozulmayacaktir, cünkü Allah (subhanehu ve teala) söyle buyurur: „Sübhe yok ki zikri Biz indirdik ve onu koruyacak olan da Biziz.“ (Hicr Suresi, 9.ayet)
Ibn Kesir der ki:“Allah Teâlâ zikri yani Kur'ân'ı indirenin kendisi olduğunu, onu değişiklikten koruyacak olanın da kendisi olduğunu bildirir.“ (bknz.Ibn Kesir tefsiri, mezkur ayetin tefsiri olarak)]]

 

 



Bazi selef imamlarinin sözleri

1.Sahabe sözleri

Ibn Abbas (radiyAllahu anh):
Allah Resulu (sallAllahu aleyhi ve sellem)'den baska herkesin sözü alinabilir ve atilabilir.“ (Isnadi hasen bir eserdir. Taberani Mucemul Kebir'de tahric etmistir.)

Üzerinize semadan tas inmesinden korkuyorum. Ben size Allah Resulu (sallAllah aleyhi ve sellem) buyurdu diyorum. Ve siz bana Ebu Bekir (radiyAllahu anh) ve Ömer (radiyAllahu anh) dedi diyorsunuz.“ (Sahihtir. Bknz. Kitab'ut-Tevhid li'l Muhammed ibn AbdilVehhab)


Ebu Zerr (radiyAllah anh):
Allah Resulu (sallAllahu aleyhi ve sellem) vefat ettiginde, kanatlarini cirpan hic bir kus yok ki onun hakkinda bize bir bilgi vermis olmasin“ (Sahih bir eserdir. Ahmed, Ibn Hibban, Bezzar vedigerleri tahric etmistir.)

 

2.Dört Imamin sözleri

Ebu Hanife:
Rivayetlere ve selefin yoluna sıkı sıkı bağlanın ve yeni icad edilen şeylerden kaçının, çünkü bunlarin hepsi bid'attır.“(Suyuti tarafından 'Sevn'el-Muntek ve'l-Kelam isimli eserin 32.sahifesinde nakledilmiştir ve ayrica bknz:Zemm'ul-Kelam, el-Herevi)

Hadis sahihse benim mezhebim odur.“ (Ibn Abidin, Hasiye)

Mezhebimizin hilafina olan sahih bir hadise ulasirsan, hadise uyup onu mezheb yapman gerekir.“ (Ibn AbdilBerr)

 

Imam Malik:
Bu ümmetin evveli selefi ne ile ıslah olduysa, sonra gelenleri de öyle ıslah olur. O gün dinde olmayan şeyler, bugün de dinden değildir.”

Allah Resulu (sallAllahu aleyhi ve sellem) dışında her insanın sözlerinin bir kısmı alınıp, bir kısmı terk edilebilir. Allah Resulu (sallAllahu aleyhi ve sellem) ise müstesnadır." (Sahih bir eser. İbn Abdilhadi, İrsâdû's-Salik,1/227)

Ben bir beşerim, dogruyu da bulurum, hata da ederim. Sizler benim görüşlerime bakın, Allah'in kitabina Resulunun sünnetine uyani ali, uymayani birakin.“ (Bnkz. Sifatu Salatun Nebi li'l Seyh el-Albani)

 

Imam Safii:
"Ben, hadis ashâbından bir adamı gördüğüm zaman sanki allah Resulu (sallAllahu aleyhi ve sellem)’in ashâbından birisini görmüş gibi oluyorum, ne zaman ehli bid'atten birini görsem munafiklardan birini görüyor gibi olurum“ (bknz.Kadi Iyaz, es-Sifa)

Herhangi konuda bir söz söylemissem ve Allah Resulu (sallAllahu aleyhi ve sellem)'in buna aykiri sahih haber gelmisse Allah Resulu (sallAllahu aleyhi ve sellem)'in hadis daha dogrudur. Beni taklid etmeyiniz.“ (bknz. Ibn Ebi Hatim, Ebu Nuaym ve Ibn Asakir)

Allah Resulu (sallAllahu aleyhi ve sellem)'den gelen her hadis benim sözümdür, benden duymamış olsanız bile.“ (bknz. Ibn Ebi Hatim)

 

İmam Ahmed bin Hanbel:
„Bize göre sünnetin esasları Rasûlullah (sallallahu aleyhi ve sellem)'in ashabının izlediği yola sımsıkı sarılmak, onlara uymak, bid’atleri terketmektir. Çünkü herbir bid’at bir sapıklıktır (bknz.el-Lâlekâî, Şerhu Usuli İ’tikadi Ehli’s-Sünneti ve’l-Cemaa.)

Taifetul mansura (Yardima mazhar taife)" hakkinda söyle der:“Eğer burada sözü edilenler hadis ehli değil ise ben bunların kim olduklarını bilemiyorum.” Kadı Iyaz şöyle demektedir: “Şüphesiz İmam Ahmed ehli sünnet ve’l-cemaat ile hadis ehlinin mezhebine uygun itikad sahibi olan kimseleri kastetmektedir.”(bknz.Abdullah el-Ğuneyman, Şerhu Kitabi’t-Tevhid min Sahihil-Buhari)

„Evzai'nin, Malik'in, Ebu Hanife'nin sözlerinin hepsi sahsi bir görüsten ibaret oluyor, bence hepsi esittir. Delil ancak hadistir.“ (bknz. Ibn AbdilBerr, el-Cami,2.C.,149. s.)

İttiba, kişinin, Allah Resulu (sallAllahu aleyhi ve sellem)’e ve sahabelere tabi olmasıdır. Ancak tabiinden sonra kişi muhayyerdir.” (bknz. Ebu Davud, Mesailul Imam Ahmed bin Hanbel)

Kim Allah Resulu (sallAllahu aleyhi ve sellem)'in hadisini reddederse, o helakin esigindedir.

 

3.Diger Selef Imamlarinin sözleri

Imam Evzai:
Insanlar senden uzaklassalar bile selefin sözlerine uy. Sana güzel,süslü,yaldizli sözler söyleseler de kisilerin rey ve sahis kanaatlarindan kacin." (Hatibi Bagdadi, Serefu ashabilhadis)

Ca'fer bin Muhammed (v.253):
"Ben Kuteybe’yi-Allah ona rahmet etsin- şöyle derken işittim: 'Bir adamın Yahya b. Saîd, Abdurrahman b. Mehdî, Ahmed b. Hanbel, İshak b. Râhaveyh -ve daha başka kimseleri de zikrederek- gibi hadis ehli olan kimseleri sevdiğini görürsen, şüphesiz ki o kişi sünnete uyan bir kimsedir. Bunlara muhalefet eden kimse de bil ki o bid’atçi birisidir. (El-Lâlekâî; "Ehl-i Sünnet vel-Cemaat İtikâdının Esasları Şerhi")

Fudayl bin Iyaz:
Şüphesiz Allah’ın kendileri vasıtası ile ülkelere hayat verdiği kulları vardır. Bunlar sünnet ashabı kimselerdir“ (bknz. el-Lâlekâî, Şerhu Usuli İ’tikadi Ehli’s-Sünneti ve’l-Cemaa.)
Muhammed bin Sîrîn:

Kişi öncekilerin izi üzere yürümeye devam ettikçe, doğru yol üzerinde devam ediyor demektir (bknz.el-Lâlekâî, Şerhu Usuli İ’tikadi Ehli’s-Sünneti ve’l-Cemaa)

Hasan bin Atiyye:
Bir topluluk dinleri hakkinda bir bid'at ortaya koydular mi mutlaka onun benzeri olan bir husus sünnetleri arasindan çekilip alinir“ (bknz.el-Lâlekâî, Şerhu Usuli İ’tikadi Ehli’s-Sünneti ve’l-Cemaa.). )

Süfyan es-Sevrî:
İblis, bid’ati masiyetten daha çok sever. Çünkü masiyetten tevbe edilir, bid’atten ise tevbe edilmez.“ (Beğavî, Şerhu’s-Sünne)

Ibn Teymiyye:
Selefin yolu, kitap ve sünnetin gösterdigi yoldur. Ilim ve adaletle selefin yolunu arastiran herkes, o yolun, gerek bütün, gerekse ayrinti olarak kitab ve sünnete uygun oldugunu bulur.“ (bknz. Hama Fetvasi)

Selefin mezhebini ortaya koyan ve ona bagli ve müntesip oldugunu söyleyen bir kisinin ayiplanacak hic bir tarafi yoktur. Aksine böyle bir tavri ondan ittifakla kabul etmek gerekir. Zira selefin mezhebi haktan baskasi degildir.“(bknz.el-Fetava, 4-149)

"Kitab, Sünnet ve selefin sözleri yaninda baska sözlere ihtiyacimiz yoktur." (bknz. Hama Fetvasi)

Ibn Kayyim el-Cevziyye:
Selefi salihin Allah Resulu (sallAllahu aleyhi ve sellem)'in hadisine ters düşen görüş, kıyas, istihsan ve söyleyen kim olursa olsun, insanlardan herhangi birisinin sözünü şiddetle reddeder ve bu durum karşısında feci bir şekilde öfkelenirler. Allah Resulu (sallAllahu aleyhi ve sellem)'e kelimenin tam anlamıyla boyun eğmekten, onun emirlerine teslim olmaktan ve onun sözlerine karşı işittik, itaat ettik demekten başka çıkar yol olmadığını savunurlardı. Amel, kıyas veya herhangi birinin sözünü hadise uygun düşmediği müddetçe kalplerinden bile geçirmezlerdi.“ (bknz. Hadisin Itikatta Delil Olusu, el-Elbani)

Seyhulislami cok severiz, ancak hakikati ondan daha cok severiz. Hata islemekten masum olan Allah Resulu (sallAllahu aleyhi ve sellem)'in haricinde herkesin sözü alinabilecegi gibi terk de edilebilir.“ (bknz. Medaricus Salikin, 2 c., 37.s)

[[Yani her ne kadar hocalarimizi sevsekte, hata yaparlarsa hakki daha cok sevdigimiz icin hocalarimizi terkederiz. Bugün tüm firkalarin temel sorunu Hoca, Üstad ve Seyhlerini hata etmez kabul ettikleridir. Velev ki hata yapsa, bid'at ve sirk islese bile...Elhamdulillah selefte bu yoktur.]]

Hak yoluna gir, bu yola girenlerin azligindan ürperti duyma, batil yoldan sakin. Ihtirasla batil yola yönelenlerin cokluguna sakin aldanma“ (bknz. Medaricu's-Salikin)


 Ibn Receb el-Hanbeli:
Kendisine Allah Resulu (sallAllahu aleyhi ve sellem)'in emrinin ulaştığı her kişinin yapması gereken; bunu ümmete beyan etmek, onlara nasihat edip bu emre tâbi olmaları için çalışmaktır. İsterse bu, ümmette büyük bir zatın görüşüne ters olsun. Zira Allah Resulu (sallAllahu aleyhi ve sellem)'in emri, hata ederek muhalefet eden büyük bir zatın sünnete aykırı emrinden ta'zim edilmeye ve uyulmaya daha layıktır. İşte bu itibarla sahâbîler ve onlardan sonra gelenler sahih sünnetlere muhalefet edenleri tenkid etmişlerdir. Bazen belki de tenkidlerinde kaba ifadeler de kullanmışlardır.“AbdurRahman bin Hasan: „Allah son Peygamber (sallAllahu aleyhi ve sellem)'i ile dinini kemale erdirdi. Kurtulusa ermek isteyen her insan ancak O'na tabi olmakla kurtulabilir.“ (bknz.Tevhid Inanc, te'lif: AbdurRahman bin Hasan)

İmam Şevkâni:
Sünnetin delil oluşu ve hüküm koymada müstakil oluşu dini bir zorunluluktur. Buna ancak İslâm’dan nasibini almayan kimseler muhalefet ederler. (eş-Şevkâni, İrşadu'l Fuhûlâ s. 29)

Muhammed bin AbdulVehhab:
"Allah Resulu (sallAllahu aleyhi ve sellem) insanlarin ihtiyac duydugu her türlü kanunu ve kurali Allah indinden getirmistir. Peygamberimiz, insanlari Allah'a ve O'nun cennetine yaklastiracak olan her seyi emretmis, onlari Allah'tan uzaklastirip cehenneme sokacak olan her türlü seyden de sakindirip bunlari onlara yasaklamistir. Allah (subhanehu ve teala), insanlara Allah Resulu (sallAllahu aleyhi ve sellem)'i göndererek insanlara gercekleri aciklamistir. Artik bu aciklamalardan sonra insanligin uyduracak özürleri kalmamistir.“ (bknz.Delail'et-Tevhid,Muhammed bin AbdulVehhab)

AbdurRahman bin Hasan:
"Allah son Peygamber (sallAllahu aleyhi ve sellem)'i ile dinini kemale erdirdi. Kurtulusa ermek isteyen her insan ancak O'na tabi olmakla kurtulabilir.“ (bknz.Tevhid Inanc, te'lif: AbdurRahman bin Hasan)

Hamd bin Atik:
"Allah (subhanehu ve teala) Allah Resulu (sallAllah aleyhi ve sellem)'i hidayet ve hak dinle gönderdi. O insanlara kendisine indirileni acikladi. Ne kadar hayir ve iyilik varsa onlari emretti ve hayra ulastiracak yollari ögretti. Ne kadar ser varsa, onlardan da nehyetti, o yollara götüren tüm kapilari kapadi." (bknz.el-Vela ve'l Bera. Hamd bin Atik)


4.Muasir Selef Alimlerin Sözleri

Muhammed Nasiruddin el-Albani:
"Resulullah’ın dine taalluk eden, akıl ve tecrübeyle bilinemeyen gaybi bütün haberleri, Allah’tan ona gelen vahiy kapsamında mütalaa edilmiştir. Vahiy ise ne arkasından ve ne de önünden kendisine batılın yetişemeyeceğidir. Nebi’nin sünneti bize getirdiği Kitab’ın açıklamasıdır. Delalet ve sapıklıktan kurtulmanın tek yolu Kuran ve Sünnete sarılmaktır.“ (bknz. Hadisin Itikatta Delil Olusu, el-Elbani.Bu eser daha önce „Hadis Üzerine Selefi Bir Yaklasim“ ismiyle basilmisti)

AbdulAziz bin Baz:
"Allahu Teala bu dine her zaman yardim edenlerin bulunacagina kefil olmustur. Ayrica Allah Resulu (sallAllahu aleyhi ve sellem) buyurdugu üzere, bu ümmet icinde hak üzere bulunan ve ilahi yardima mazhar bir grup daima olacaktir.“ (bknz. Muhammed bin AbdulVehhab'in hayati ve daveti, te'lif: Seyh bin Baz)

Muhammed bin Salih el-Useymin:
"Kurtulus firkasinin en bariz özellikleri akidede, ibadette, ahlak ve davranislarda ve baskalariyla muamelelerde Allah Resulu (sallAllahu aleyhi ve sellem)'in yoluna harfiyyen sarilmalaridir. Kurtulus Firkasinin bu dört noktada cok belirgin, acik ve net karakteristik özellikleri mevcuttur.“ ( bknz. Mecmuu el-Fetava ve Resail li'l Fazilet, 1.c., 38-41.s.)

[[Müslüman olan her kişinin görevi, Kur'ân ve sahîh Nebevî sünnete tâbi olmak, Allah Resulu (sallAllahu aleyhi ve sellem)'in ve ashabının izlediği yolu izlemektir. Asıl Fırka-i Naciye onların izlediği ve onların izinden gidenlerin gittiği yoldur.]]

 

 

 

 

(tercume biiznillah h.1429  sevval ayinda bitti. Ve dualarimizin sonu velhamdulillahiRabbilalemin)
anattar kelimeler:

Islam selef selefiye selefi selefiyye menhec hilali akide Kur'an Sünnet Iman Usul selefilik selefiyyecilik eseri eseriyye eseriye

 

1/11/2008

Kurtulus Firkasinin Karekteristik özellikleri

 






KURTULUS FIRKASININ KARAKTERISTIK ÖZELLIKLERI

 




Seyh Muhammed bin Salih el-Useymin
tercüme: AbdulKerim Cobanoglu

 

 

 






Soru: Kurtulus firkasinin en bariz özellikleri nelerdir? Sayet bir kiside bu özellikler eksik ise, bu o kisinin kurtulus firkasindan olmadigi anlamina mi gelir?

 

Cevab: Allah'a hamdolsun. Kurtulus firkasinin en bariz özellikleri akidede, ibadette, ahlak ve davranislarda ve baskalariyla muamelelerde Allah Resulu (sallAllahu aleyhi ve sellem)'in yoluna harfiyyen sarilmalaridir. Kurtulus Firkasinin bu dört noktada cok belirgin, acik ve net karakteristik özellikleri mevcuttur.

 

Akide meselelerinde Allah'in kitabinda ve Resulunün sünnetinde yani rububiyyet, uluhiyyet ve isim ve sifatta Allah'i birlemenin ehemmiyetini vurguladiklarini görürsün.

 

Ibadet konularinda bu insanlar Peygamber (sallAllahu aleyhi ve sellem)'in ibadet olarak yaptigi cesitli amelleri tam bir baglilikla tatbik ettiklerine musahede edersin. Onlar Allah'in dininde bid'at cikarmazlar, bilakis Allah'a ve peygamberine sonsuz saygi duymaktadirlar. Bu sebepten onlar Allah'in ve peygamberinin koydugu hudutlari cigneyip Allah'in emretmedigi herhangi yeni ihdas edilen bir ibadet seklini ortaya cikarmazlar.

 

Tutum ve davranislarinda da digerlerinden güzel ahlaklariyla farkli olduklarini bulursun, zira sürekli müslümanlarin iyiliklerini, mutlu, cömert ve cesaretli olmalarini ve daha nice erdemli meziyetlere sahiblenmelerini isterler.

 

Baskalariyla muamelede acik ve dürüst bir bicimde olduklarini kesfedersin, bunlar Allah Resulu (sallAllahu aleyhi ve sellem)'in su hadisinde kasdettigi kimselerdir: (Allah Resulu (sallAllahu aleyhi ve sellem) buyurdular ki:

"Alış-veriş yapanlar birbirlerinden ayrılıncaya kadar muhayyerdirler. Eğer doğru söyler ve (her şeyi) beyan ederlerse bu alış-verişleri her ikisi hakkında da mübarek kılınır. Gerçeği gizlerler ve yalan söylerlerse, alış-verişlerinin bereketi kalmaz." (Sahih bir hadistir. Buhari,Muslim ve digerleri tahric etmistir.)

 

Sayet bir kiside bu özelliklerin herhangi birisi yoksa, bu onun kurtulus firkasindan olmadigi anlamina gelmez, zira herkes icin islediginin karsiligi olarak degisik dereceler vardir. Ama mesela ihlassizlik gibi tevhidi ilgilendiren mes'elelerde müskilati olan bir kisi kurtulus firkasi disina cikabilir. Ayni sey bid'at icinde söz konusudur, cünkü bir kisi bir bid'at ortaya atarsa kurtulus firkasindan cikar. Ahlaki ve baskalariyla muamele konularinda eksiklikler bir kisiyi kurtulus firkasindan cikarmaz ama bu kisinin derecesini düsürür.

 

Tutum ve davranis mes'elelerini daha detayli incelemeye mecburuz. Tutum ve davranislarda en önemli faktörlerden biri birliktir ve hakta bir araya gelmedir. Allah (subhanehu ve teala) bizi su ayette söyle tesvik eder:

Dini dosdoğru tutun ve onda ayrılığa düşmeyin! diye Nûh’a emrettiğini, sana vahyettiğini, İbrâhim’e, Mûsâ’ya ve İsâ’ya emrettiğini size de din kıldı.“ (Sura Suresi, 13. ayet)

 

Allah (subhanehu ve teala) bize dinlerinde bölük pörcük olanlarla Allah Resulu (sallAllahu aleyhi ve sellem)'in bir alakasi olmadigini beyan eder. Allah (subhanehu ve teala) söyle buyurur:

Şu dinlerini parça parça edenler ve kendileri de grup grup ayrılmış olanlar var ya, (senin) onlarla hiçbir ilişiğin yoktur. Onların işi ancak Allah’a kalmıştır. Sonra (O), yapmakta olduklarını kendilerine haber verecektir.“ (En'am Suresi, 159. ayet)

 

Birlik ve beraberlik kurtulus firkasinin ki ehli sünnet ve'l cemat'tir en bariz karakteristik özelliklerindendir. Sayet aralarinda ictihadin caiz oldugu bir mes'elede ictihadtan dolayi bir tartisma ciksa birbirlerini kinamazlar, düsmanlik ve garazkarlik yapmazlar. Bilakis aralarinda görüs farkliligi ciksa bile birbirlerine yinede kardes gözüyle bakarlar. Onlar kardeslerinin ibadetlerinde delile göre hareket etme taraftarlari olduklarini bildikleri icin baska

delillerle farkli amel etmelerine nerde ve nasil olursa olsun tolerans gösterirler.

Her ne kadar farkliliklar olsa da, Allah'in kitabindaki ve Resulun sünnetindeki delillere tabi olma esastir. Alimler böyle farkli anlayislarin olabilecegini, Allah Resulu (sallAllahu aleyhi ve sellem)'in yasadigi dönemde bile sahabe arasinda vukuu buldugunu ve O (sallAllahu aleyhi ve sellem)'in kimseyi kinamadigini bilmiyor degillerdir.

Nitekim Allah Resulu (sallAllahu aleyhi ve sellem), Ahzab gününde "Sakın herhangi bir kimse ikindi namazını Benî Kureyza'ya varmadan kılmasın"dedi. Yola çıktıktan sonra ikindi vakti olunca bazıları "Biz Benî Kureyza'ya varmadan önce ikindiyi kılmayız"dediler. Bazıları "Biz ikindiyi kılarız. Bizden bu istenilmemiştir"dediler. Hadise sonradan Allah Resulu (sallAllahu aleyhi ve sellem)'e intikal etti ve Peygamber hiç kimseyi kınamadı. (Sahihtir. Buhari ve Muslim tahric etmistir.)

 

Sünnete tabi oldugunu iddia eden müslümanlar bir bütün ümmet olmali, farkli görüslerin olabilecegi bazi mes'elelerde gruplara parcalanmamali, kavga ve münakasa yapmamali ve karsilikli bugz etmemelidirler. Burda her firkanin ayri ayri isimlerini zikretmeye gerek yoktur, zira neyi kasdettigimi arif olan anlayacaktir.

Ben ehli sünnet ve'l cemaatin birlesmeleri gerektigini savunuyorum, velev ki kaynaklari/delilleri degisik yorumlamak sekliyle aralarinda farkliliklar olsa bile. SubhanAllah, bu bir konu ki aramizda degisik görüsler olabilir. Asil mes'ele birlik ve beraberliktir. Sübhesiz düsmanliklarini acik acik sergileyen veya görüsünüste Islam'a ve müslümanlara dostluk gösteren Islam düsmanlari müslümanlarin parcalanmasini istemektedirler. Biz kurtulus firkasinin bir alameti olan bu karakteristik özellikle vasiflanmaliyiz, yani birlik olmaliyiz...

 

(Mecmu el-Fetava ve Resail li'l-Fadilat, 1.c, 38-41.s)